Erdem Beliğ Zaman yazdı… “Tadıyla Seyrettiren Bir Piyes: Gitgel Dolap!”

editor
2367 Görüntülenme

26 Haziran 2022, Pazar günü Alan Kadıköy’e Gitgel Dolap piyesini seyretmek için gittim. Şunu peşinen söylemek isterim ki Alan Kadıköy’e ilk gidişimdi. Kadıköy semtinin mutat sınırlarının biraz dışında bir kültür yuvası burası; ferah, geniş ve rahat… Ulaşımı da kolay. Marmaray’ın Ayrılıkçeşmesi istasyonuna yürüme mesafesinde…

Oyunun başlama saati 20.30’du. Yarım saat evvel mekâna ulaştım. 15 dakika evvel de salona almaya başladılar… Dekordan evvel salonu tarif etmek isterim çünkü kanaatimce dekor ve salon öylesine iç içe geçmişti ki, salona bir ev deseydik; biz seyircilerin bulunduğu kısım oturma odası; sahne ise rahatlıkla mutfak olabilirdi… 

Alan Kadıköy’ün salonu modern bir salon… Hani artık sahnesinde perde bulunmayan salonlardan… Dolayısıyla salona girer girmez dekorla yüz yüze geldik. Salon bir sıcak depo intibaı uyandırdı bende nedense… Ama sıcak, soğuk değil! Büyükçe de bir salon… Seyrettiğim muadili salonlardan daha büyüktü ve ferahtı. Sahnenin yükseltisi yoktu; ilk sırada oturan seyircilerle oyuncular aynı yükseltide idiler. Bu da tıpkı bir Ortaoyunu seyredermişçesine ilk sıradaki oyuncuları piyese neredeyse birer oyuncuymuşçasına dâhil etti! Seyirci sıralarıysa kademe kademe yükselen klasik cinstendiler…

Sahne aydınlanmadan evvel dekoru seyrettim on dakika kadar… Öne doğru yelpaze misali açılan iki paralel yatak… Eskice… Tam ortada bir asansörlü dolap; genellikle yurtdışında görülen, hani şu eski restoranlarda yemek taşımak için kullanılanlarından… Dolabın seyirci sıralarından bakınca sol tarafında bir dinleme borusu, sipariş almak için… İki yana açılan yollar, ikisi de paravan gibi. Hem oyuncularla aynı yükseltide olmam, hem de bu iki yana açılan paravanların zihnimde “Yenidünya” ile özdeşleşmesi piyes boyunca alakası olmadığı halde bir Ortaoyunundaymışım izlenimi verdi. İndimde bu paravan görüntüsü hoştu, fakat oyunun yönetmeni Ali Erdemci seyircide bu intibaı uyandırmak istemiyorsa eğer, biri kapıya, diğeri mutfağa açılan bu iki yolun paravan görüntüsü üzerine biraz oynamalı…

Sahne aydınlanmadan evvel oyuncular Hasan Uzma ve Aykut Altın sahneye girdi… Hasan Bey seyirciye göre soldaki, Aykut Bey sağdaki koltuğa uzandı… Sahne aydınlandığında ise Hasan Uzma’yı gazete okurken, Aykut Altın’ı uyurken gördük… Aykut Altın’ın uyanma seremonisi eğlenceliydi. Tıpkı bir Avrupaî “clown” gibi birtakım hareketlerle seyircinin dikkatini hemen ilk dakikalarda üzerine çekti. Tipi ve fiziğiyle çok sempatik bir oyuncu Aykut Altın… Tulûat Tiyatromuzun erken aramızdan ayrılan değerlerinden Nevzat Açıkgöz’e benzettim hatta bu sempatikliğini… Bu girişteki oyununda, Tanrı vergisi sempatikliğinden biraz daha faydalanırsa piyesin seyirci üzerindeki tesirinin daha da artacağını düşünmekteyim. Hasan Uzma’nın, bu oyununda Aykut Altın’ı garipser bakışlarla takibi ve ikilinin fizikî zıtlıkları (biri zayıf, uzun ve sert yüzlü; diğeri şişman, kısa ve yumuşak yüzlü) bu komediyi daha da besleyecektir.

Oyunun temposu yüksekti ki zaten öyle olması gerekiyor. Nitekim iki kişilik bir piyes ve absürt bir komedi… Konu Türk seyircisine yabancı da olsa Gitgel Dolap, müşteri bulacak bir piyes olduğunun rüştünü bu topraklarda çoktan ispat etmiş… Konuyu teferruatıyla anlatmaya, temsile gideceklerin ya da gitmeyi planlayanların heyecanını söndürmemek adına bir antrak verip kısaca oyunun yazarından ve oyundan bahsetmek istiyorum.

Harold Pinter, memleketimizin tiyatro çevresinde duyulmuş bir piyes yazarı… Gitgel Dolap piyesiyse ülkemizde yazarın zannımca en çok sahnelenen piyesi.. İlk defa 1957 senesinde “The Dump Waiter” ismiyle yayınlanmış; o devrin Avrupa’sında Eugéne Ionescu’ların ve Samuel Beckett’lerin bütün dikkatleri üzerlerine çekercesine denedikleri absürt tiyatro ekolünün tesirinde bir oyun… Tam absürt diyemeyiz elbette ama tesirini de yok sayamayız. Bir nevi absürt tiyatronun Britanyacası… Aynı zamanda yazarın da ilk piyeslerinden. Buna rağmen beğenilmiş ve gerek ülkesinde, gerekse dünyada kabullenilmiş.

Bu bir paragraflık antraktan sonra oyuna geri dönebiliriz. Tek perdelik ve yaklaşık bir saatlik oyun boyunca iki seri katilin kişiliklerinin birkaç noktasına dokunuyoruz. Bu noktalarda diğer insanların kişiliklerinden de izler buluyoruz. Yazar piyesinde yalan, dostluk, memnuniyetsizlik, şükretme, kaderine razı olma, meslek sevgisi, disiplin, hobi, eğlence, vicdan gibi birbirinden çok ayrı görünse de birbirine çok yakın olan epey hissin üzerinden hızlıca lâkin bir o kadar da üzerine basa basa geçiyor. Seyirciye, piyes içindeki bir diyalogun bile bitişe giderken ne kadar mühim olduğunu hatırlamanın mutluluğunu yaşatan ustaca yazılmış ve kurgulanmış bir piyes… Finale kadar sezdirse de tüyo vermiyor ve beklenmedik final karşısında ne olursa olsun seyirci şaşırıyor… Tıpkı bir O’Henry hikâyesindeki gibi…

Hasan Uzma ve Aykut Altın olanca tecrübeleriyle ve piyese bağlı kalarak gayet rahat bir oyunculuk ve oyun sergilediler. Basitliklere kaçarak ki bu piyeste bile yapan yapabilirdi; gündelik siyaseti taşlayacak ya da hatırlatacak esprilerden ve tulûattan uzak durdular. Tulûatı daima savunan ve seven biri olarak tulûattan uzak durmalarını alkışlıyorum çünkü her piyes tulûatı kaldırmaz ve her oyuncu Seden Kızıltunç, Ali Poyrazoğlu, Zihni Göktay yahut rahmetli İlhan Daner gibi yerine rast gelecek tulûat yapamaz. Bu riske girmemeleri ve oyunu gündelik hayat bataklığına saplanmış tulûata feda etmemeleri takdire şayandı.

Öte taraftan, oyunu seyretmeye gittiğim gün, 26 Haziran, aynı zamanda oyunun sahnelendiği ikinci gündü… Piyesi çok taze, yeni ve acemi haliyle gördüm… Bu piyes ezber oturdukça daha da pişecek, olgunlaşacak ve fevkalade tempolu bir hale gelecektir. 

Uzun oyunlardan sıkılanlar ve kısa oyunlardan da genellikle zevk almayanlar için biçilmiş kaftan bir piyes… Bir cümleyle Gitgel Dolap’ı anlatınız deseler muhakkak, “Tadıyla seyrettiren bir piyesti…” derdim. Çünkü her öğesi yerli yerindeydi…

Seyretmek isteyenler için ilave edeyim; oyun 30 Temmuz’da Büyükada’da, 26 Ağustos’ta Kadıköy Özgürlük Parkı’nda tekrar seyirci karşısına çıkacak. Tüm tiyatroseverlere duyurmuş olayım.

Not: Sn. Kemal Gökhan Gürses’e verdiği teşekkürü bir borç bilirim.

ERDEM BELİĞ ZAMAN
10

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku