Deniz Yüce Başarır ile “Perde Kapanmasa Görecektiniz” Kitabı Üzerine…

Pınar Çekirge
4472 Görüntülenme

Kenter Tiyatrosu, kutsal bir mabed gibidir benim için. Mimarisiyle, her ayrıntısının ince bir estetik beğeninin izini taşıyor olmasıyla ama, sanırım en çok, yıllar yılı Yıldız Kenter’i ve o muhteşem oyunları orada tanıyıp, izlediğim için.

Şimdi ilk aklıma gelenler mi?  “Çöl Faresi”, “Bodrumdaki Pencere”, “Guguk Kuşu”, “Katır Tırnağı”, “Arzu Tramvayı”, “ Küçük Mutluluklar ”, ” Sevmek İsterdim Babamı”, “Uzaklar”, “Ben Anadolu”, “ Savunma”, “Orhan Veli”,”Harold ve Maude”, “Nükte”, “Ramis ile Jülide”, “Nalınlar”, “Konken Partisi”, “Kraliçe Lear “…

Tiyatronun üst fuayesinde Müşfik Kenter, Yıldız Kenter, Şükran Güngör, Kamuran Yüce, Gül Onat, Mehmet Birkiye, Kadriye Kenter, Ayhan Kavas’ın siyah beyaz portre fotoğrafları yer alırdı.

Birkaç basamak inildiğinde program dergileri, geçmiş oyunların kitapları (“Aptal Kız” mesela, “Derya Gülü“, “Üç Kız Kardeş “, “Bedel”), onların hemen yanında Kamuran Yüce’nin şiir kitabı (“Güneş Yorgunu Atlar”) dururdu. Sahi, bir de Muhsin Ertuğrul’un imzalı  fotoğrafı kalmış belleğimde.

Erol Simavi’den Zeki Müren’e, kaç kişinin adı yazılıydı o koltukların arkasında, kim bilir ?

Hep anlatılırdı zaten; akıl almaz bir inancın, çabanın, kan ve terin, emeğin, gözyaşının sonucunda açılmıştı o tiyatro.

Kenter Tiyatrosu, aynı zamanda asıl üniversitelerimden biri olmuştur, bu gerçeği yadsıyamam. Çehov’u orada tanıdım. Harold ve Blanche DuBoise ile olan kan bağımı da ilk orada fark ettim.

O merdivenlerden inerken süzülen sarı ışık… Duvarlarda oynaşan sarılı, eflatunlu, tirşe gölgeler. Vestiyerde duran paltolar, kürk mantolar.

Deniz Yüce Başarır (gözlerinin mavisi babasından)  bütün o yılları yazmış… Küçücük bir çocukken tanıklık ettiği, gözlemlediği olayları, insanları, sökün eden anıları, belgelerle yarına taşımış. ‘Yıldız Teyze, Müşfik ve Şükran Amca’larından bahsetmiş. Mübeccel Vardar, Jack Deleon, Güler Ökten, Gül Onat, Serhat Akbaş, Yaşar İlksavaş kimler yok ki kitapta…

“Perde Kapanmasa Görecektiniz” ( 2021)’de Deniz Yüce Başarır, babası Kâmran Yüce’nin arşivinden yola çıkarak, Kent Oyuncuları’nın kuruluş hikâyesini anlatmış. Her ne kadar 1959 – 1986 yılı eksen seçilmiş olsa da, çok daha öncesi var, sonrası da.

Kitabın sayfaları arasında bütün o yıllara, o oyunlara döndüm… Çok şey öğrendim okurken, bazı şeyleri yeniden hatırladım… Notlar aldım. Kimi satırlarda uzun uzun düşündüm. Gözlerimde çoğalan yaşlarla bir gecede okuyup, bitirdim kitabı.

Sahi, tuttuğum notlara, işaretlediğim paragraflara göz atarken fark ettim; meğer Deniz Yüce Başarır, iki yaş, dört aylıkken o salonda “Hamlet”i izlemiş, ben de, hemen hemen aynı günlerde, sekiz yaşımın ortalarında…

Çok seneler geçmiş, Kâmran Yüce’yi ilk olarak “Küçük Mutluluklar” da seyrettim sanırım, belki de “İnsan Denen Garip Hayvan” da.

“Harold ile Maude”, “Babalar ve Oğullar”, “Ölümü Yaşamak”, “Beş Yol” , “Arzu Tramvayı’nda yaşar kıldığı karakterler çok net kalmış aklımda. Hele Vasiliy İvonaic yorumu nasıl da etkilemişti beni. Ve şimdi bile, hala…

“Gölge” adlı şiirinde “Eve dönünce beni unutursunuz” demişti Kâmran Yüce.

13 Ekim 1986′ dan bugüne otuz beş yıl geçti. Unutulmadı.

“Neler düşünürüm boyalarımı sildikten sonra / Öğrenemeyeceksiniz…” demişti Kâmran Yüce. Evet, öğrenemedik. Keşke sorabilme imkanımız olsaydı.

Deniz Yüce Başarır ile “Perde  Kapanmasa Görecektiniz”den konuştuk uzun uzun. Doğrusunu söylemek gerekirse, Yavuz’u bilmem ama, röportaja başladığımızda elimi ayağımı nereye koyacağımı, söze nereden başlayacağımı kestiremiyordum. Konu, hepimizin bir biçimde ait ve dahil olduğumuz Kent Oyuncuları’ydı çünkü. Aramızdan ayrılmalarıyla, bir anda çok şey yitirdiğimiz Kâmran Yüce, Şükran Güngör, Müşfik Kenter, Yıldız Kenter’di. Ve içimde harlanıp duran o hüzün bulaşığı acı… Kafamda dakikalardır dönüp dolaşan soruları bir türlü düzene sokamayışım bundandı kuşkusuz.

Neyse, Yavuz ilk soruları yönelterek, beni cesaretlendirdi.

*****

Yavuz  Pak: Kitabın yolculuğu nasıl başladı? Ne zamandan beri aklınızdaydı böyle bir proje? Hayata geçirilmesi için hangi koşullar oluştu?

Deniz Yüce Başarır: Aslında hiç aklımda yoktu böyle bir  proje. Yani bana sürekli kitap yaz diyorlardı elimin kalem tuttuğunu düşünen dostlarım. Fakat ne zaman ki 2019 yılında Yıldız Hanım (Kenter) vefat etti, “Kenter Tiyatrosu” ne olacak sorusu ortaya çıktı ve cenaze töreninde de Ekrem İmamoğlu o binaya sahip çıkacağı sözünü verdi, ben de, fotoğrafları, belgeleri  belki burada sergilemek isterler mi diye geçirdim kafamdan. Sonra tiyatronun belediye tarafından alındığı haberi geldi. İşte o zaman yazma fikri oluştu. Çünkü elimde çok belge var. Kendi yaşadıklarım da var. Çocuktum evet ama anlatılanlar var, hatırladıklarım var. 

Artık o binada yeni bir macera başlayacak. Başka oyunlar izlenecek. Artık adı Kent Oyuncuları olmayacak, başka bir şey olacak belki ama o binanın, o sahnenin tarihini birileri öğrensin. Evet, Yıldız Kenter’i biliyorlar ama o tiyatrodan yolu geçen Genco Erkal’ı, Erol Günaydın’ı, Tuncel Kurtiz’i, Çolpan İlhan’ı biliyorlar mı? Hele hele, yeni jenerasyonun bunu bilmesi çok zor. Müşfik Kenter’i bile bilmeyenler var. İstedim ki bu tiyatrodan kimler gelmiş, kimler geçmiş insanlar öğrensinler. 

Ayrıca, itiraf edeyim ki yazmak için bir nedenim daha vardı. Ben, artık bir “tek adam” dünyasında yaşamaya başladığımızı düşünüyorum. Yani bu sadece bir iktidar meselesi değil, bütün küçük iktidarlarda, şirketlerde, toplumsal hayatın pek çok alanında hep bir otoriterizm duygusu ve düşüncesi var. Halbuki işler kolektif akılla, ortaklaşa yapıldığı zaman daha çok başarıya ulaşıyor. Kent Oyuncuları’nın altmışlı yıllardaki başarısı da, ekip ruhuna dayanıyor ve o ekip ruhundan kaynaklanıyor aslında. Bunu vurgulamak için de çok doğru bir zaman diye düşündüm. Yani o biz olma haline, ekip olmaya biraz övgü düzmek için yaptım. 

Ben yıllarca yayıncılık yaptım. Tek adam işi değildir hiçbir iş, yayıncılık da değildir; tiyatro hiç değildir. Sahnede bir kişiyi görürsünüz ama arkada biri kostümü hazırlar, eğer perde varsa perdeyi açar, ışığı vardır, müziği vardır. Gişecisi vardır, yer göstericisi vardır, yöneticisi vardır. Yani o kadar çok insan var ki bunu unutuyoruz biz. Biz sadece sahnede olanı görüyoruz. Halbuki öyle değil. Dolayısıyla bu duyguya, kolektivizme de ihtiyacı olduğunu düşünüyorum insanların, bunu hatırlamaya da ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Yavuz Pak: Peki kitabın yayımlanması için belediye ile bağlantıyı siz mi kurdunuz, yoksa onlar mı size geldi?

Deniz Yüce Başarır: Ben böyle yazmak için coşunca, eşim Başar’a gittim. Tıpkı babam gibi, Başar da çok sıkı arşivcidir. O zaten babamın fotoğraflarını, bazı dergilerini, şiirlerini tarayarak aktarıyordu dijital ortama. “Bana yardım eder misin?” dedim Başar’a, “bütün bu arşivi tarayalım ve bir kitap yapalım”. Başar çok sever böyle işleri, babama da hayran hiç tanımadığı halde, hemen işe girişti. Bazı fotoğrafları beş kere taradı daha yüksek kalitede olsun diye. Bütün dergilerin sayfalarını taradı. 

Şunu da söylemek lazım. Kitabın ana izleğini “Kent Oyuncuları Dergisi” oluşturuyor aslına bakarsanız. Benim anılarım var, kişisel tanıklıklar var tabii ama ana izlek Kent Oyuncuları Dergisi, kronolojik olarak takip ederseniz zaten neler yaptıklarını hemen  anlıyorsunuz. Neleri neden yaptıklarını da  anlıyorsunuz. Seçimlerini neyin belirlediğini de anlıyorsunuz. Yurtdışındaki yazarla ilgili de bilgi var, oyunla ilgili yapılmış röportajı da çevirmişler. 

Belediye ile bağlantı ise şöyle oldu. Kitabı yazma fikri çıkınca, belediyeye kitap işlerini yapan lokal ajans İstanbul İçerik Ajansı ile görüştüm. Projeyi onlara sunduk. Onlar da Kültür A.Ş. ‘ye götürdüler projeyi. Kitap Kültür A.Ş.’nin Yayın Kuruluna gitti. Onlar “tamam” dediler, “başlayalım”. Biz de başladık ve çalıştık ve sonuçta bir yıllık bir süreçte bu kitap çıktı. 

Yavuz Pak: Şanslıymışsınız gerçekten. Yani pandeminin en ağır koşullarında aslında kısa bir zaman sayılabilir bir yıl.

Deniz Yüce Başarır: Evet. Pandemi döneminde bir kere şu açıdan şanslıydık. Pandemi dönemini hep yazarak geçirdim. Geçtiğimiz kışı bu kitabı yazmakla geçirdim. Dolayısıyla ben hiç pandemiyi anlamadım. Evet çalışıyordum, çok mutluydum. Başar da aşağıda romanını yazıyordu. Böyle ikimiz birer katta çalışa çalışa geçirdik o ayları. Öte yandan zamanlama çok doğruydu. Yani o bina artık belediyenin olacak. Bu kitabı yapmak için aslında belediye için de çok doğru bir zaman. Çünkü oranın geçmişini de koymaları lazım ortaya. Dolayısıyla zamanlamanın doğru olması etkili oldu bence bu kadar kısa sürede toparlanmasına. 

Pınar Çekirge:  Kâmran Yüce’nin kızı olmak, neredeyse çocukluk, ilk gençlik yıllarını o tiyatronun kulisinde, turnelerinde geçirmiş olmak, nesnel bakış açısını korumanızı engelledi mi?

Deniz Yüce Başarır: Hayır, engellemedi. Çünkü amacım kült olanı değil, sadece tarihi aktarmak, o dönemi kayıt altına almaktı. Sema Özcan, Güler Ökten, Haldun Dormen, Genco Erkal, Göksel Kortay, Gül Onat, Mehmet Birkiye, Salih Sarıkaya, Mustafa Alabora, Candan ve Uğur Say’ın tanıklıklarından yararlandım. Paylaşımlarıyla çok şey kattılar çalışmama.

Pınar Çekirge:  Kitabın tasarımı da çok etkileyici.

Deniz Yüce Başarır: Bu konuda Bülent Erkmen’e teşekkür borçluyum.

Yavuz Pak:  Belki özel bir soru ama Kâmran Yüce’nin bir dönem Kent Oyuncuları’ndan ayrılması, yani tiyatrodan atılması, sizde kişisel bir kırgınlık yaratmış mıydı?

Deniz Yüce Başarır: Kuşkusuz, babamın hakkı yendi. Babam bizlere asla yansıtmasa da çok üzüldü. Ama inanıyorum ki, onlar da üzüldüler. Sonrasında babam geri döndü. Bu kırgınlık temelde benim meselem değildi. Eğer öyle olsaydı, zaten bu kitabı kaleme alamazdım.

Pınar Çekirge: O beş sene boyunca Kâmran Yüce, seslendirme yaptı, bir reklam şirketinde çalıştı ama hiçbir tiyatroda sahne almadı. Neden ?

Deniz Yüce Başarır:  Çünkü Kent Oyuncuları onun ailesiydi. Oraya aitti. Başka bir tiyatroda rahat edemeyeceğini, o ekip ruhunu bulamayacağını çok iyi biliyordu. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum, kuşkusuz zor bir süreç yaşadı babam, ama asla içine kapanmadı.

Pınar Çekirge: Kenter Tiyatrosu niçin yaşamadı sizce? İki star oyuncu ya mı bağlıydı herşey? Neden Müşfik Kenter, Şükran Güngör, Yıldız Kenter’den sonra o ruh devam etmedi ?

Deniz Yüce Başarır: Aslında yaşaması en çok gereken tiyatroydu. Kendi ruhlarını öğrencilerine, o sahneden geçenlere aktarmışlardı. Yine de star tiyatrosuydu. Ve seyirci Kenter Kardeşleri görmek istiyordu. Belki bir vakfa dönüştürülebilseydi devam edebilirdi.

Yavuz Pak: Ben kitabın bütünselliğini çok sevdim. Çünkü sadece Kent Oyuncuları’nın hikayesi değil, o dönemin Türkiye Tiyatrosu’nun fotoğrafı çekiliyor. Mesela Haldun Dormen’e giden Mustafa Alabora’nın hikayesi beni çok etkiledi mesela. Dormen o dönem hem sözleşme yapılıyor hem ücretleri en yüksek tutan tiyatro.

Deniz Yüce Başarır: İşte bunlar da bilinsin istiyorum ben. Haldun Bey’in hikayesi bilinsin özellikle. Çünkü ben hep iyi örneklerden yola çıkmaktan yanayım. İyi örnekler bilinince kötü örnekler de kendilerine dönüp bakabilirler belki o zaman. 

Yavuz Pak: Tam da bu anlamıyla, bir anı derlemeciliği olmanın çok ötesinde kitap. Bir tarafıyla sizin aralara küçük müdahalelerle girip tarihe bir akıcılık kazandırmanız var. Küçük küçük notlarla akıcı bir dil oluşturmuş, dinamizm katmışsınız bütün o belgelerin tarihsel yükü arasında. Diğer tarafıyla da, tiyatronun o döneminin toplumsal, politik, ve hatta psikolojik arka planı tam bir diyalektik bütünsellik halinde ilerliyor ve o anlamıyla müthiş bir şey olmuş.

Deniz Yüce Başarır: Çok teşekkür ederim. Onu yapmaya çalıştım gerçekten. Ben, “Ben Okurum” diye bir podcast serisi yapıyorum. Yeni bölümünde de Hamlet olacak, Zeynep Avcı ile konuştuk. Hamlet’i izlerken ya da okurken o dönemi, Shakespeare’in yaşadığı dönemi, Hamlet’in yazıldığı dönemi bilmeden eksik anlıyoruz her şeyi aslında, diye konuştuk

Dolayısıyla şimdi Kent Oyuncuları’nı anlamak için, mesela o ayrılığı anlamak için aslında o toplu sözleşmeyi de bilmek gerekiyor, Türkiye’nin yetmişli yıllarda neler geçirdiğini de bilmek gerekiyor. Yaşanan bütün terör dalgası, tiyatronun üstündeki yük… Yani insanların ilişkilerine, hem psikolojik boyutlarıyla hem de toplumsal boyutlarıyla bakmak lazım. Bugün de üzerimizde bu ülkede olup bitenlerin stresi yok mu? Omzumuzda hepimizin şöyle bir gerginlik hissi yok mu? Doğal olarak, bunlar insan ilişkilerine de, eylemlerine de yansıyor. Dolayısıyla bağımsız düşünemeyiz. 

Mesela 1980 yılında, darbeyle birlikte tiyatro ve eğlence hayatı canlanıyor ama politik tiyatro yapanlar için değil, onların turneleri iptal ediliyor. Bu durumda, “sadece tiyatro hayatı canlanıyor” derseniz eksik anlatmış olursunuz. Çünkü diğer tarafta da politik tiyatro yapanların çanağına kan doğruyorlar!. Tam anlamıyla öyle. Bunları da söylemek gerekiyor tarihselliğin tam ve doğru anlaşılması için.

Pınar Çekirge:  Bir Kâmran Yüce kitabı olacak mı ?

Deniz Yüce Başarır: Eşimle birlikte babamın çeşitli edebiyat dergilerinde yayınlanmış şiirlerini, el yazısıyla yazdığı, henüz günışığına çıkmamış eserlerini kitaplaştırmak için ön hazırlıklara başladık. Umarım yakın zamanda tamamlayabiliriz.

Pınar Çekirge: Hukuk eğitimini yarım bırakıp, Jack Deleon’un ifadesiyle “tiyatro nam ulu dergâhın eşiğine yüz süren” Kâmran Yüce bildiğim kadarıyla şiirden hiç kopmadı. Aktörlük yaptı, oyun yönetti… Peki oyun yazdı mı ?

Deniz Yüce Başarır: Hayır, hiç oyun yazmadı. Ama inancı, sevgisi, tutkusu hep tiyatroydu. Sadece oyunculuğu yüreğiyle yaşayan, hisseden bir insan olarak duygularını döktüğü şiirler yazdı.

Pınar Çekirge: Kâmran Yüce’nin gelişen, güzel Türkçe”yi sahneye taşımayı amaçladığından bahsetmişsiniz kitapta….

Deniz Yüce Başarır: Babam Türk Dil Kurumu üyesiydi. Yayınları takip eder, çok okurdu. Dilde yapılan gelişmeler, yaratılan yeni sözcüklerle yakından ilgilenirdi. Yaşayan Türkçe’nin sahnede yer almasına hep özen gösterdi. Zaten pek çok oyuncu, seyirci, yazar, yönetmen, kısaca tiyatro insanı yetiştirmiş bir tiyatro için, kullanılan gerçek, güzel bir dil kaçınılmazdı.

Pınar Çekirge:  Bedri Rahmi imzalı kapak deseni hariç,  program dergilerinin kapaklarında hep Karagöz figürleri kullanılmış…

Deniz Yüce Başarır: Haklısınız.1968’de ilk yayınlanan sayıdan itibaren Yurdar Altıntaş’ın hazırladığı “Karagöz Serisi” kapaklara taşınmıştı.

Pınar Çekirge: Kâmran Yüce’nin Kent Oyuncuları Dergisi’nin üçüncü sayısında yer alan yazısı tiyatro afişlerine verdiği önemi açıklaması bakımından önemli. Şöyle diyor Yüce:

“Tiyatro sahnedeki oyun kadar, yan unsurların da önem kazandığı bir gösteri alanıdır. Güzeli, doğruyu, iyiyi gereken koşullar içinde sunmalıdır seyirciye.

Oyun, oyun haberlerinin ulaştırılmasıyla başlar.Gazete ilanları ve duvar afişleriyle.

Bir gişe memurunun davranışı, bir programcının dikkatsizliği tiyatroyu nasıl bağlarsa, gazetelerdeki ilan, duvardaki afiş de tiyatronun sorumluluğu altındadır.

Özellikle İstanbul’umuzun karmaşık ve çelişik koşulları, çok önem verdiğimiz bu konuyu gerektiği gibi çözümlemekten alıkoydu bizi.

Tiyatro afişlerinin sadece bir haber verme değil, bir kişilik damgası, bir yorum olduğunu bildiğimiz için, ilk günden beri gerçek tiyatro afişi niteliği taşıyan duvar ilanları ile seyirciye haber ulaştırma yolunu seçtik.Bunun dar bütçemize yüklediği ağırlığı düşünmedik.

Kısa bir süre sonra öncü olmanın sevincini de tattık üstelik.Arkadaşlarımız da aynı yolu tutmuşlardı.Artık tahta harflerle yapılan afişlerin yerini, gerçek sanatçıların hazırladığı eserler almıştı.

Güzel bir yarış başlamıştı.

Sevincimiz çok sürmedi.Her işde olduğu gibi, kap-kaçcılar türedi. Verdiğimiz afişlerin dörtte biri bile asılmıyor, asılanlar da, kanunun yükümlediği bir haftalık süreye rağmen bir günde kapatılıyordu. Çok savaştık. Ama yenmek gücümüzün dışında idi. Sustuk ve çekildik, istediğimiz güzel bir şeyi yapamamanın ezikliği içinde. Arkadaşlarımız da yenildi.

Şimdi iki üç yıl öncesinin güzel tiyatro afişleri ile süslü duvarlarını, koca koca suratlar dolduruyor.

Ertel, Altıntaş gibi uluslararası üne yönelen afişçilerimiz artık duvarlara hiçbir zaman asılamayacak afişler yapıyorlar.”

Deniz Yüce Başarır: Babam için afiş kurumun sesi, diliydi.Bu bağlamda Yurdaer Altıntaş’ı da tiyatronun afişlerini yapması için yönlendirmiş… Ve çok başarılı afişlere imza atılmış.

Yavuz Pak: Tiyatro toplumsal etkileşimi çok yüksek bir sanat ve tarihsel süreçle birlikte, koşullarla birlikte ilerleyen bir sanat. Kitabınızdan da anladığımız gibi, oyunları, repertuarları bile belirleyen tarihsel arka plan aslında çoğu kere. Bir taraftan bundan bağımsız olarak, estetik tercihleri de var ama içinde yaşadıkları tarihsel koşullar, repertuarlarına, hatta sahneleme biçimlerine bile etki ediyor. 

Deniz Yüce Başarır: Tabii yansıyor. Ben bunu hep söylüyorum. Ben üç yıl boyunca Afife Jale’nin jürisindeydim.  2016 – 2017 – 2018 sezonlarında. Tiyatroya hep giderim. Fakat çok daha fazla gittim o dönem. 

Hep şunu söyledim: “İstanbul tiyatroyla direniyor!” O kadar küçük topluluk var ki, bir apartmanın bodrum katında, bir pasajın su basıp da oyunun iptal olması gereken aşağı katında bile o kadar çok oyun oynanıyor ki! Kimileri çok kalitesiz belki ama kimileri küçücük imkanlarla o kadar iyi işler yapıyorlardı ki. Bu pandemi dönemine kadar müthiş bir hareketlilik ve çeşitlilik vardı tiyatro dünyasında. Bir yandan kitlesel, bir yandan değil. Biz orada bir sırrı paylaşıyoruz aslında, belki yirmi beş kişi ile oyuncular bir sırrı paylaşıyorlar. Tiyatronun en can alıcı noktası burası bence. En büyülü noktası bu. Bu gece bu yirmi beş kişi ile paylaşılıyor o sır. Ertesi gece başka bir yirmi beş kişi ile paylaşılıyor ve o sır aynı sır olmaktan çıkıyor, bambaşka bir sır haline geliyor. Dolayısıyla tiyatro ölmez. Ölmeyecek. Hiçbir şekilde, hiç kimse tiyatroyu öldüremeyecek! Çünkü tiyatro gerçekten seyircisiyle, oyuncusuyla arasında paylaşılan bir sır ve o sır ama burada paylaşılacak, bu kafede paylaşılacak, ama bir apartman katında paylaşılacak, en ölümcül zamanlarda online süreçte paylaşılacak, ama paylaşılacak ve her zaman insanoğlu tiyatro ile direnecek.  

Pınar Çekirge:  Oyun seçimleri, sahneleme biçimleri, oyunculukları, düzeyli sanat politikaları kadar seyirciye istediğini veren, seyircisini eğiten, seyircisini yaratan bir tiyatro var karşımızda. Halit Fahri Ozansoy’a göre, ”Herhangi bir siyasi ideolojiye sapmadan, sadece sanat tiyatrosu olan tek sahne.“ Ne dersiniz?

Deniz Yüce Başarır: Asla politik ya da slogan tiyatrosu olmadılar. Bu konuda çok suçlandılar, eleştirildiler. Oysa Brecht’in ” Üç Kuruşluk Opera” sını sahneye taşımak da bir duruştu. Ionesco’yu sergilemek de. Yıldız Kenter özellikle Anglo-Sakson Tiyatro Edebiyatı’nı yakından izlerdi…öyle ki, İngiltere’de sahnelenen bir piyes, dünyanın herhangi bir yerinde seyirci karşısına çıkmadan önce, Kenterlerin repertuvarına alınırmış. Bu konuda da öncüydüler.

Yavuz Pak: Bir tarafıyla Türkiye’de politik tiyatronun temsilcileri olan isimlerin bile yolları oradan geçmiş. Genco Erkal oradan geçmiş, Tuncel Kurtiz oradan geçmiş. Bunların bir kısmı kendi iradeleriyle, bir kısmı müdahaleyle belki  ayrılmışlar, ama bu tiyatro Türkiye Tiyatrosu’nun mihenk taşı olmuş neredeyse.

Deniz Yüce Başarır: Evet çok insan yetiştirdiler. Hem seyirci hem oyuncu yetiştirdiler. Rejisör yetiştirdiler. Tiyatro insanı çok yetiştirdiler. Bence dünya çapında bir yıldız olabilirmiş Yıldız Kenter. Kiminle konuştuysam “bu ülkenin sınırları içinde kalmamalıydı diyorlar Yıldız Hanım için. O kadar yetenekli bir oyuncu. Ama o burayı, buranın yıldızı olmayı seçmiş ve iyi ki de öyle yapmış, çünkü Türkiye Tiyatrosu’na birçok insan kazandırmış. Yani Yıldız Kenter’in oyunculuğu kadar eğitmenliğini de konuşmalıyız ve eğitmenliğini okulda bırakmaması, onları tiyatroya taşıması, profesyonel meslek deneyimini yaşatmış olması çok önemli. Öğrencilerine bir yol açması bir imkan sunması çok kıymetli.

Yavuz Pak: Biz Pınar ile birlikte yaptığımız söyleşilerde, Yıldız Kenter’in, Müşfik Kenter’in tedrisatından geçmiş oyuncuların çok farklı bir yerde olduklarını, işlerini çok daha ciddiyetle ama bir taraftan da aşkla yapan insanlar olduklarını gördük.

Deniz Yüce Başarır: Çünkü o aşkı da aktarıyor işte. O enerji de geçiyor kesinlikle. Çünkü o aşkla yapıyor işini ve eğer iyi bir öğrenciyseniz, o aşk da size geçiyor. Yani sadece oyunculuk tekniği, sadece bakış açısı değil; aşk ve o tutku da geçiyor bence. Bu bence eğitmenliğin önemli bir parçası. Bu ayrıca bir ekip liderliğinin de önemli bir özelliği. Bence Yıldız Kenter çok etkili bir lider. Gerçekten coşkulu bir kadın, coşkulu bir insan. Son dakikaya kadar da öyleydi. Oynayabildiği son döneme kadar da hep öyleydi. Kendine, bedenine de iyi bakardı yani disiplinliydi. 

Bir anımı aktarayım bu konuda. İzmir’deyiz. Ben işte herhalde on beş on altı yaşlarındayım. Bütün oyun boyunca hatırlarsınız hep sahnede. Sadece işte on dakikalık ara, onun bir makyaj masası var. Tam sahnenin arkasında o makyaj masası. O on dakikalık arada aynaya bakarak bir şeyler yapıyor, mırıldanıyor. O esnada yanından geçtim. Anladım ki, Ben Anadolu’nun İngilizce’sinin ezberini yapıyor. Hem de başka bir oyunu oynarken. Dehşet bir şey! Takdir etmemek elde değil. İnsan boşu boşuna Yıldız Kenter olmuyor. 

Pınar Çekirge: Konudan konuya atlıyoruz ama, o altın yılların altın seyircileri bir gün geri dönecek mi?

Deniz Yüce Başarır: Pek sanmıyorum. O ayrı bir dönemdi. Zarafet vardı her şeyden önce. Şıklık vardı. Analitik eleştiriler yazılırdı gazete ve dergilerde. Şimdi çoğu izleyici salona geçer geçmez hemen selfi çekiyor, nerede olduğuna dair, sosyal medyada konum tanımlaması yapıyor, ekrandan tanıdığı bir yüzü sahnede görme heyecanı yaşıyor… Ama elbette bunların dışında gerçek tiyatro tutkunu izleyiciler de mevcut.

Yavuz Pak: Benim kitapta en çok hoşuma giden taraflardan biri de güncelliği oldu. Aktarılan tarihin içinde yatan, yaşayan güncellik. Birkaç gün sonra Kültür Bakanlığı’nın özel tiyatrolara destek jürisinde yer alan insanlarla bir söyleşi yapacağım ve bu kitaptan en az iki üç tane soru çıkartacağım. Tiyatromuzun yarım asırlık macerasını bütün boyutlarıyla ortaya koymuşsunuz ki, bugün tiyatronun, tiyatrocuların yaşadıkları sorunlarla ilgili hem bir kaynak hem de çözüm önerileri var içinde.

Deniz Yüce Başarır: Çünkü hiçbir şey değişmiyor ülkede. Böyle de bir sorun var. Devlet bu sanatı görmezden gelmek konusunda kararlı. Ama şöyle de bir şey var. Bir şeyler de acaba yanlış mı kuruluyor? Özel tiyatro meselesinde de öyle. Niye Kent Oyuncuları yaşayamıyor? Ben bunu Mehmet Birkiye’ye de sordum. O “yaşayamazdı” diyor. “Çünkü dünyada da bu işler böyle olmuyor, belki bir vakfa bağlı olsa yaşardı” diyor. Belki özel tiyatroları bir yerden sonra bir vakıfla ilişkilendirmek, devlet değil de vakıf desteği ile olması. Bunlar konuşulması gereken şeyler. 

Yavuz Pak: Finalde “ben bir başlangıç yaptım” diyorsunuz, “devamı da gelsin.” Gelebileceğini düşünüyor musunuz?

Deniz Yüce Başarır: Gelmesini gerçekten arzu ederim. Çünkü benim 1986 yılına kadar malzeme vardı elimde, doğal olarak babamdan dolayı. Bunun dışındaki malzemeler ne kadar var, emin değilim. Yani kimde vardır, var mıdır ellerinde? Yıldız Hanım pek arşivci biri değildi. Ama tiyatronun kendi arşivinin olduğunu düşünüyorum, olması gerekir herhalde. Birileri yapabilir. Mehmet Birkiye yapabilir mesela. Çünkü Birkiye, tiyatro düşünen biri, sadece bir oyuncu ya da yönetmen değil. Mesela Leyla Kenter, keşke anılarını, annesi ile ilgili anılarını yazsa. 

Benim şansım babamla çok vakit geçirmiş olmamdı. Çünkü babam turnelere de bizi çok götürürdü, bizim eve de çok insan gelirdi. Ben o ortamda yaşadım. Çocukluğumu gerçekten o insanlarla birlikte geçirdim. Karışmadım ama dinledim. O ortamı çok soludum. Dolayısıyla o havayı solumamın getirdiği bir cesaretle de bu kitabı yazdım. Benim de gözlemlediğim bir şeyler vardı o insanlara, ortamlarına, yaşayışlarına dair. Ben babamın ölümünden sonra seslendirme yapmaya başladım. Babam hep yaşarken seslendirme yapmamı çok isterdi. Ben de babamla birlikte yapmak istemiyordum tabii ki bu işi. Sonra onun ölümünden sonra beni seslendirmeye çağırdılar. Böylece yeni dönemin oyuncularıyla tanışmaya başladım. Çok şaşırdım, çünkü babamlar hep tiyatro konuşurlardı. Tiyatro, sanat, resim, müzik… Ama tiyatro konuşmaktan, başkalarının oyununa gitmekten hoşlanmayan tiyatrocular görünce şaşırmıştım mesela.

Dolayısıyla bende de bir tiyatro aşkı oldu. Oyuncu olarak değil ama, seyirci olarak müthiş bir aşkla yaşadım. Tam da bu yüzden bu kitabı yazmaya cesaret edebildim.

Pınar Çekirge: Son olarak, buğulu bir pencere camına ne yazardınız ?

Deniz Yüce Başarır: “Gölge.”

Yavuz Pak: Çok teşekkür ederiz Deniz Hanım.

Deniz Yüce Başarır: Ben de size ve Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ne çok teşekkür derim.

******

“Perde Kapanmasa Görecektiniz” sahne veya koltuk tozu yutmuş herkes için, mutlaka okunması gereken çok önemli bir eser…

3

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku