Çağının Egemen Değerlerine Karşı Duran Bir Aktris: “Lale Oraloğlu”

Pınar Çekirge
2449 Görüntülenme

15 Ocak 2007’de aramızdan ayrılan Lale Oraloğlu’nun değerli hatırasına saygıyla…

Lale Oraloğlu, konservatuvarda şan ve piyano bölümlerinde okur. Cemal Reşit Rey, Ferdi Statzer, Azra Erhat, Halide Edip, hatta Ercüment Behzat Lav hocaları arasındadır. Muhittin Sadak‘ın korosunda çalışır bir süre. Armoni ve solfej bilgisi sonraki yıllarda  yazdığı, oynadığı, yönettiği oyunların müziklerini yapma fırsatını da tanır kendisine. (Defalarca okuduğum “Kızım” adlı romanını hatırlıyorum şimdi. Yetmişli yıllarda kaleme aldığı, o sert, o kasırgalı, gerilim dolu romanı)

Biraz daha gerilere dönelim. Yıl 1951. Muhsin Ertuğrul Küçük Sahne’yi açar.

Lale Oraloğlu, bir Lorca oyunuyla, “Kanlı Düğün” ile, Küçük Sahne’dedir. Hemen aynı günlerde “Yavuz Selim Ağlıyor” adlı filmle Yeşilçam’la tanışır. Ardından “Leylaklar Altında”, ” Uçuruma Giden Kadın”, “Kırık Çanaklar”, “Kötü Tohum”… Neredeyse otuza yakın sinema filminde başrol oynar.

“Annemin rol aldığı filmlerin bir bölümü Beyoğlu’nda bir şirkette çıkan yangında ne yazık ki yok olmuş…”

Alev Oraloğlu‘nun bu açıklaması içimizi acıtıyor. Bir geçmişin kül olması demek bu.

Lale Oraloğlu İstanbul Ekspress, Akşam, Yeni Sabah, Büyük Gazete’de söyleşi ve köşe yazarlığı yapar. Tribune de Lausanne’da da makaleleri yayınlanır.

1960 yılı. Pangaltı Tan Sineması’nın alt katında Leslie Stevens’ın “Evlilik Dolabı” adlı oyunuyla perdesini açar Lale Oraloğlu. Erol Keskin, Necdet Ayberk, Burçin Oraloğlu ve mankenlikte büyük bir başarıya imza atmış olan Lale Belkıs da vardır kadroda. Bu oyunun bir özelliği de ilk perdesini Muhsin Ertuğrul, ikinci perdesini Lale Oraloğlu’nun yönetmiş olmasıdır hiç kuşkusuz. “Evlilik Dolabı” nın ardından, “Bir Parmak Bal”, Andrea Roussi’nin “La Mama”sı. Yine Pekcan Koşar, Senih Orkan, Yıldız Alpar ile karşılıklı oynar.

Lale Oraloğlu, Peter Hall ve George Divine‘ın asistanlığını üstlenerek İngiltere’ye gider bir yıllığına. Ve Ali Oraloğlu, Tünel Baro Han’da Oraloğlu Tiyatrosu‘nu kurar. İbsen’in “Denizden Gelen Kadın” oyunuyla yepyeni bir dönem başlar tiyatro tarihimizde.

“Ağaçlar Ayakta Ölür” , “Altona Mahkumları”, “Kralın Kısrağı” , “Bir Kadın Yaratmak”. Ve Alev Oraloğlu‘nun olağanüstü bir başarıyla yaşar kıldığı “Kötü Tohum”.

Yerleşik salon sorunuyla yüzleşir Oraloğlu Tiyatrosu da. Özel tiyatroların ortak sorunudur bu. Tiyatro yapacak mekan bulmak enikonu zordur, hatta kimi kez imkansız.

1970’de LCC’de, ardından Fındıkzade’de Alkazar Sineması, Ümit Tiyatrosu, Kadıköy Süreyya Sineması, Kadıköy İl Tiyatrosu, sonra yeniden Küçük Sahne.

Lale Oraloğlu özel tiyatroların yazgısı sayılan maddi, manevi her sorunla yüzleşir, her aksaklıkta hayatını koyar ortaya…Yılmaz. Pes etmez. Geri adım atmaz.

Metin Tekin, “Yaşamlarını Tiyatroya Adayanlar” (2010) adlı kitapta, Adem Dursun‘a bir Almanya turnesinden şöyle bahseder: “Lale Oraloğlu ile Almanya turnersindeyiz. 1964-65 yılları olmalı. Köln’deyiz. Polyanna oyunu sırasında bir Türk işçi, ayağındaki kovboy çizmeleriyle gürültü yaparak sahne önüne geldi ve ‘Bu oyun hep böyle mi devam edecek?’diye sordu biz oyunculara. Lale Oraloğlu da, ‘Evet, siz ne bekliyordunuz?’ dedi. Türk vatandaşımız da ‘Hani, şöyle zilli, milli, danslı bir şey ‘diye cevap verdi.”

Turneler. Aysel Gürel, Lale Belkıs‘lı uzun, bitmek bilmeyen turneler… İşte o turnelerden birinde Alev Oraloğlu, Müjde Ar ile itişirken, nasıl olursa olur, locadan Mehtap Ar tepe üstü sert zemine düşüverir. Bir çığlık, bir kıyamet. Lale Oraloğlu ve Aysel Gürel, Lale Belkıs küçük kıza bir şey olur kaygısıyla o geceyi uykusuz geçirirler…

Bugün bile o turneleri bir başka heyecanla anıyor Alev Oraloğlu. Toz içinde kaldıkları. Yollarda perişan oldukları.

“Nasıl anlatsam, sapsarı, yapışkan bir toza bulanırdık adeta… Minibüsler… Bagaja sığmayan dekorlar… Kostümler… Valizler… ‘Ne var hanım, çarşaflar temiz elbette. Sadece bir kişi yattı bu odada sizden önce. Her gelen için yeni çarşaf, yastık yüzü mü olurmuş. İdare ediverin artık. Ne var ki?’ diye söylenen, aldırışsız otel görevlileri. Yine de bambaşka bir tadı vardı o günlerin…”

1980’lerin ortasında Bağlarbaşı’nda bir düğün salonunda “Yıl 1921”i oynar Lale Oraloğlu sonra askeri birlikleri kapsayan turnelere çıkar. Bir şehirden diğerine gider, hiç yorulmadan. Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda “Kadınlar Hamamı”nda rol alır. Capitol’de “Sarah Bernhard”ı ve Tiyatro Caniko’da “Profesör Eniştem”i sergiler…

Lale Oraloğlu çok bedel öder sanatı için. Ya da bedel ödetilir. Gün gelir sürek avı bile uygulanır kendisine.

Hayal meyal hatırlıyorum. Aristophanes’in “Lisistrata” oyununu “Kadınlar I-ıh Derse” adıyla sahneye koyar Oraloğlu. Ten rengi taytlar, derin yırtmaçlı giysiler. Yer yerinden oynar bir anda. Çok geçmeden “müstehcen”lik damgasıyla yasaklanır oyun. Şaka değil. Yazılışından iki bin beşyüz yıl sonra yasaklanır. Direnir… Lafını esirgemez. Açlık grevine gider Lale Oraloğlu. On altı gün boyunca sürdürür bu grevi. Burhan Apaydın davayı üstlenir. Dedim ya, hayatını koymuştur ortaya tiyatro için Lale Oraloğlu. Geri dönmemiştir. Sözünü kırmamıştır. Bel vermemiştir. Hep yeniden diriliş, küllerinden doğma, asla yenik düşmeme, çığlık gibi, yırtıcı bir isyan gibi, her defasında ayağa dikiliş. Onuruyla… Tuzla buz olmadan. Mağluplar liginde kalmadan…

Alev Oraloğlu o günlerin tanığıdır. O zorlukların, o acıların. Hem de en yakın tanığıdır aslında.(Acaba geçen yıllar tamir edebilmiş midir o acıları, soracaktım. Vazgeçtim.) Lale Belkıs‘tan dinlemiştim o süreci seneler önce. “Lale Hanım canıyla, kanıyla mücadelesini sürdürmüştü” demişti. (Şimdi bu satırları yazarken, kalbimin taa en derinlerinde  bir yer sızlıyor, ince ince.)

Yetmişlerin ilk yarısı.Oraloğlu Tiyatrosu “Ne Çıkarsa Bahtına” ile uzun bir turnede bulur kendini yine. Doğu Beyazıt’ta oyunda kullanmak üzere birkaç kutu çay takımı, bir kahve takımı ve tül alır dekor için Lale Oraloğlu. Ağrı il sınırına girdiklerinde, polis kontrolü, karakol, kelepçe, mahkeme. Toplu kaçakçılık suçu… Gazete manşetleri.

Ve Lale Oraloğlu altı ay, yirmi gün tutukevinde kalır. Cezası bittiğinde “Kadınlar Koğuşu”nu yazıp başrolünü oynar. Türkiye’nin “Alaman Gelini”, “Sihirli Annem” adlı tv dizisinin anneannesi, Lale Oraloğlu…Öğrenci yetiştirir. Hiç bol durmaz. Tiyatro yaşam tarzıdır. Ondan hiç vazgeçmez.

Lale Oraloğlu zamanın yukarılarından geleceğe seslenir hiç durmadan. Sesi kulaklarımızdan hiç silinmeyecek, biliyorum…

PINAR ÇEKİRGE 

2

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku