Bahar Akpınar yazdı: “Faust Dramaturgisi”

Bahar Akpınar
2784 Görüntülenme

Modern burjuva toplumu, böylesine devasa üretim ve 

mübadele araçlarını bir araya getirebilmiş olan bu toplum, 

tılsımlarla çağırdığı yer altı güçlerini artık kontrol 

edemeyen bir büyücüye benziyor.

Komünist Manifesto

Hey Tanrım!… Uzun saçlı bebeler kontrolü kaybettiler!

1945 temmuz’unda ilk atom bombasının patlamasından 

sonra Alamogordo, New Mexico’daki bir subayın sözleri

İşimiz bitmeden önce ya Tanrı ya da Şeytan’la karşılaşmaya 

mahkum bir faust çağındayız ve otantik olanın kaçınılmaz

 cevheri bu kilidin tek anahtarı.

Norman Mailer, 1971

 

Faust Dramaturgisi 

Johann Wolfgang von Goethe

Bahar Akpınar

Nisan, 2010

 

A – Kimlik Çözümlemesi 

Oyunun Adı: Faust (Tragedyanın Birinci Bölümü)

Yazıldığı Yıl: 1797 – 1801; 1806

Bölümlenmesi: İlk iki giriş bölümüyle toplam yirmi yedi bölüm. 

Başlığın tam çevirisi: Faust

Türkçe’ye çeviren: Nihat Ünler

Konu:

Goethe, eski bir halk söylencesi olan Faust’un hikayesini karmaşık bir yapıda ele alır. Giriş kısmında yer alan “Gökyüzüne Mukaddime” bölümünde Mefistofeles, Tanrı ile bir pazarlığa girerek en gözde kulu olan Faust’u tanrı yolundan döndüreceğini iddia eder. Birinci bölümde ise yaşlı bir doktor olan Faust, tıp, hukuk, ilahiyat gibi pek çok konuda bilgi sahibi olmasına karşın doğa, yaşam konusunda cevap bulamadığı soruların peşine düşmek için büyüye başvurur. İnsan üstü güçlerle kurduğu ilişkide Mefistofeles ile bahse girer. Bahse göre Mefistefeles ona dünyada her istediğini yapmak üzere hizmet edecektir. Karşılığında Faust cehennemde Mefistofeles’in hizmetinde olacaktır. Bu pazarlık Faust’un dünya üzerinde sonsuza kadar kalmak isteyeceği bir anın sağlanması üzerine kurulmuştur. Çünkü tam da o anda ölecek ve öte dünyada Mefistofeles’e hizmet etmeye başlayacaktır. Bir büyü ile Faust’un gençleşmesini sağlayan Mefistofeles, birkaç gezinti sonrasında onu Margaret ile karşılaştırır. Genç kızın komşusu Marthe’nin üzerinde bıraktığı etki ile Faust ile Margaret’in tanışmalarını sağlar. Bu planlarla başlayan ilişki geliştikçe Margaret’in dünyası alt üst olur. Faust’la buluşabilmek için annesini uyutmak isterken onun ölümüne sebep olur. Hamile kalıp, evlilik dışı çocuk yapar. İffetli ve örnek bir genç kızdan, herkes tarafından arkasından konuşulan toplumun ahlak anlayışına ters düşen biri konumuna düşer. Bu utanç, ağabeyinin Faust ve Mefistofeles ile kavga edip ölmesine neden olacaktır. Sonunda Margaret ölümü beklediği zindanda aklını kaçırmış olarak dilediği nihai kurtuluşu yaşar. Yukarıdan, Cennet’ten onun kurtulduğu sesleri gelir. Faust’a derin bir aşk acısı, büyük bir pişmanlıkla baş başa kalır. Ancak Faust ile Mefistefeles’in bahsi henüz sonuçlanmamıştır. 

Kişiler:

1. Giriş Bölümü (1. Prolog): Tiyatro Müdürü, Ozan, Palyaço, 

2. Giriş Bölümü (2. Prolog): Refail, Cebrail, Mikail, Mefistofeles, Tanrı

Tragedyanın Birinci Bölümündeki Kişiler :

Faust, Mefistofeles, Margaret, Marthe, Valentine, Ruh, Wagner, Kadınlar Korosu, Melekler Korosu, Havariler Korosu, Birkaç çırak, Hizmetçi, Öğrenci, Kentli Kız, Dilenci, Diğer Kentli, Üçüncü Kentli, Askerler, Wagner, Yaşlı Köylü, Ruhlar, Frosch, Brander, Sichel, Altmayer, Siebel, Şebek, Hayvanlar, Cadı, Lieschen, Valentin, Asker, Halk, Kötü Ruh, Koro, Aldatıcı Işık, Cadılar Korosu, Koro, Ses, Büyücüler, Yarı Cadı, General, Bakan, Yeni Zengin, Eskici, Güzel Cadı,Yaşlı Cadı, Proktofantazmcı, Tiyatro Yönetmeni, Herold, Oberon, Puck, Ariel, Titania, Orkestra, Henüz oluşan tin, Meraklı yolcu, Sevgililer, Ortodoks, Kuzeyli Sanatçı, Pürist, Genç Cadı, Kibar Fahişe, Orkestra şefi, Rüzgar Gülü, Hicivli şiirler,  Hennings, Musaget, Sabık ‘Zamanın Dehası’, Turna Kuşu, Dünya çocuğu, Dansçı, Koreograf, Kemancı, Dogmacı, İdealist, Realist, Metafizikçi, Kuşkucu, Çevikler, Hantallar,  Kuyruklu yıldız, Şişmanlar.

İlk Oynanışı: 24 Mayıs 1819, Monbijou Kalesi, Berlin. 

Türkiye’deki Belli Başlı Temsilleri: 

  • 1936 – İstanbul Şehir Tiyatrosu 

Yöneten: Muhsin Ertuğrul

Faust: Talat Artamel

Mefistofeles: Sami Ayanoğlu

Wagner: İbrahim Delideniz

Margaret: Cahide Sonku

  • 1946 – Ankara Tatbikat Sahnesi (Halkevi)

Yöneten: Karl Ebert

Faust: Cüneyt Gökçer 

  • 1949 – İstanbul Şehir Tiyatrosu (Goethe’nin 200. Doğum yıldönümü şerefine)

Yöneten: Muhsin Ertuğrul

Faust: Talat Artamel

Mefistofeles: Sami Ayanoğlu

Wagner: İbrahim Delideniz

Margaret: Cahide Sonku

  • 1949 – Ankara Devlet Tiyatrosu (Goethe’nin 200. Doğum yıldönümü şerefine)

Yöneten: Renato Mordo

Faust: Nuri Altıok

Mefistofeles: Cüneyt Gökçer

Margaret: Yıldız Kenter

Dekor: Turgut Zaim

 

Prof. Dr. Nedret Kuran Burçoğlu, 1984 yılında verdiği “1900-1983 Yılları Arasında Türkçe’de Goethe ve Faust Tercümeleri Üzerine Bir İnceleme” konulu doktora tezinde Faust’un Türkiye’de sahnelendikleri zamanlara ait bilgilere yer verir. O dönemde yayınlanmış çeşitli makaleleri tarayan Burçoğlu, sahnelenme detaylarını şöyle belirtir: 

İstanbul Şehir ve Ankara Devlet Tiyatroları’ndaki Faust temsilleri arasında yorum, mizansen, dekor ve oyun açısından farklılıklar göze çarpar. (…) 1949 yılında Türkiye’de sahneye konan her iki Faust temsiline de zemin teşkil eden eser, Goethe’nin Faust’unun Paul Mederov tarafından sahneye konulabilecek şekilde derlemesidir ki; bu eser 1935 yılında Seniha Bedri Göknil tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş ve eserin 1936’daki temsiline de kaynak teşkil etmiştir. Ancak eser çeşitli rejisörler tarafından farklı şekilde yorumlanmıştır. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun rejisörü, Muhsin Ertuğrul, bu 30 tablodan müteşekkil eseri, oyunun ana karakterleri etrafında başarılı bir şekilde teksif ederek 20 tabloya indirmiş, bu arada ‘Tiyatroda Ön Temsil’ sahnesini kaldırmıştır. Aynı rejisörün 1936’da eseri ilk defa sahneye koyarken hazırladığı reji 22 tablodan meydana gelmekteydi. 

Devlet Tiyatrosu’nun rejisörü Renato Mordo ise aynı eseri esas almakla beraber uygulamaya farklı bir yorum getirmiş ve eseri 18 tabloya indirmiştir. Fakat bu kısaltmayı yaparken önemli bazı replikleri çıkarmak zorunda kaldığından eserde bazı kopukluklara sebep olmuştur. Bu kopukluklar aktörlere de yansımış ve oyunda yer yer tutukluklar göze çarpmıştır. Diğer yandan oyunu kısaltma endişesi tabloların yıldırım süratiyle değişmesine ve aktörlerin birbirlerinin cevaplarını beklemeye tahammülsüzlük göstermelerine yol açmış eserin sahneye konuşuna bir telaş hakim olmuştur. Bu arada eserin sanat tarafı ihmal edilmiş, sadece birbiri ardına olaylar sergilenmiştir. Fakat, bütün bu telaşa rağmen eser, 2,5 saat sürmüştür.

İstanbul Şehir Tiyatro’sunun temsilinde de bazı sahnelerin çıkartılması kopukluklar yaratmıştır, buna örnek olarak ‘şehir kapısının önündeki bazı konuşmalar’ verilmektedir. Buna mukabil İstanbul’daki bu temsilde eserin ruhunun zedelendiği konusunda bu konuda makaleleri olan münekkitler hemfikirdirler. Şehir tiyatrosu’nda döner sahne imkanlarından faydalanılmış, dekor ve mizansendeki ufak tefek aksaklıkların haricinde, Faust’un havası verilebilmiştir. Dekorda sayılan aksaklıkların başında, ‘Gökte Prolog’ kısmının ve ‘çalışma odasının’ atmosferidir ki; bu konuda Faust’un ortaçağ kasvetini yansıtan gotik stildeki dar ve karanlık çalışma odasının havasının layıkıyla verilemediği söylenmektedir. 

Mizansende yapılan bir değişiklik de tenkitlere maruz kalmıştır. Bu değişiklik şudur; kilise sahnesindeki Margarete’nin içini kemiren ruh, karalar giymiş bir kadın halinde sahnede görünmüş ve sonra Mephisto’yla birlikte düşüp bayılmıştır. Bu sahne münekkitler tarafından değişik bir yorum kabul edilip beğenilmekle beraber, karalar giymiş olan kadının sonradan bayılması yanlış bir yorum olarak değerlendirilmiştir. Aynı hatalı yorum Devlet Tiyatrosu’nun Faust temsilinde de yapılmıştır. 

Bu sahnelenmelere ek olarak, Goethe’nin Urfaust adlı eseri 1998-1998 sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Türkiye prömiyeri yapılmıştır.  2003 yılında İzmir Devlet Opera ve Balesi Charles Gounod’un Goethe’nin eserinden uyarladığı Faust Operası, Mehmet Ergüven rejisi ile sahnelenmiş, başrolleri, Aydın Uştuk, Fırat Yalçınkaya, Arses Yıldızca ve Tevfik Rodos oynamışlardır.

Basındaki Yankıları: 

Faust’un ‘sahneye konmaktan çok okunmak için’ yazılmış olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nedret Pınar Kuran, sahneye konma sırasında eserin gerek felsefi, gerekse derinlik anlamında çok şey kaybedeceğini belirtir. Faust, sahneye konma güçlükleri nedeniyle ilk bölümü basıldıktan yirmi bir yıl sonra sahnelenebilmiş, her iki bölümün sahnelenmesi ise Goethe’nin ölümünden kırk üç yıl sonra yapılabilmiştir. 

Prof. Dr. Ömer Faruk Akün, Faust’un 1949 yılında Türkiye’de dördüncü kez sahnelenmesi üzerine kaleme aldığı bir makalede, eserin içindeki olayların, tiyatronun zaman ve mekan olanaklarının çok üzerinde olduğuna dikkat çekerek yönetmenin karar vermesi gereken konuların altını çizer:

Bu durumda rejisörü verilmesi zor bir karar beklemektedir: ya eseri, kısaltmalar yaparak vak’a ve kahramanın şahsiyeti etrafında teksif etmek, birbiri ile ilişkili sahneleri birleştirmek ki; bu durumda eser hayli şey kaybedecektir, ama sahne için münasip bir duruma konmuş olacaktır veya eseri bütün mana ve teferruatı ile verecektir ve bu durumda tiyatro mahkum edilmiş olacaktır, seyirciler tablo ve dekor değişmeleri ile saatlerce oyalanmış olacaklardır. 

Burçoğlu’nun çalışmasında Lütfi Ay’ın yorumlarına da yer verilir. Ay’a göre bizim seyircimiz “kelimeden çok dekora, mizansene ve aktörlerin oyununa takılmakta, eserin derinliğini kavrayabilmesi ve ihtiva ettiği fikirlere nüfus edebilmesi mümkün olmamaktadır”. 

Bu değerlendirmelerde seyircinin Faust hikayesine olan uzaklığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Avrupa edebiyatında herkesçe bilinen bir halk söylencesi olan Faust, 1587’de, Johann Spiess tarafından Faustbuch adı altında, bir yıl sonra da Christopher Marlowe tarafından  Doctor Faustus adı altında kaleme alınarak bir söylence olmaktan çıkmış, yazılı bir edebiyat ürününe dönüşmüştür. 

B – Ortam Çözümlemesi 

On sekizinci yüzyıl, Avrupa tarihinin dönüm noktalarını oluşturan tarihi olayların, düşünce biçimlerinin, toplumun yeniden yapılanmasının gerçekleştiği önemli bir zaman dilimidir. Hauser, “On sekizinci yüzyılın romantik akımı, toplumsal açıdan, tüm Avrupa için çatışmalarla dolu bir hadisedir” der. Bu dönem Avrupa’sında Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi ile ortaya attığı düşünce sistemi klasik kurulu düzenin ve aklın yönetimine karşı duygusal olanı yüceltmiştir. Kişisel erdem ve bağımsız vicdanın öne çıktığı bu düşünce Fransız Devriminin oluşmasına zemin hazırlamış, İnsan Hakları Bildirisi’nde yer verilen özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramlarla ulusal bilinçlerin oluşmasında etkili olmuştur. 

Fen bilimleri, teknoloji, tıp alanında gerçekleştirilen buluşlar dönemin yaşantısını hızlı bir değişikliğe sokmuştur. Buharlı lokomotif, taş baskı, fotoğraf, kızamık aşısı gibi çığır açıcı buluşlar gerçekleştirilmiştir. Dönemin en önemli özelliği kompozit bir dönem olmasıdır. Sanatta klasisizm ve doğalcılık, romantizm tek bir hayat içinde görülebilir. 

Düşünsel alanda Rousseau etkisinin damgasını vurduğu dönemde vicdan öne çıkmış ve duygunun akla ağır bastığı bir birey tanımı yapılmıştır. Gelişen burjuva sınıfı bu anlayışın yarattığı güç ile iktidara ortak olma düşüncesini geliştirmiş. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik kavramlarının yüceltildiği Fransız Devrimi’nin de etkisiyle Avrupa’da o güne kadar rastlanmayan milliyetçilik hareketleri baş göstermiştir. 

Avrupa’nın gerek siyasal, gerekse kültürel alanda kendini yeniden tanımladığı bu dönemin bir özelliği de bir ara dönem olmasıdır. Bir yandan yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda yeni yeni keşifler yapılmakta, bir yandan Ortaçağ’dan gelen el hekimlikleri ve batıl inanışlar etkisini göstermektedir. Bu nedenle uygulama alanlarının hala iç içe olduğu, eskinin düzeni ile yeni olanın ayrışmaya yeni yeni başladığı bu dönemde hızlı bir gelişim başlamış. İnsanlık o güne kadar hiç bilmediği konularda hızla fikir ve bilgi sahibi olmuş, yeni karar mekanizmalarını işletmeye başlamıştır. 

Modernitenin başlangıcı sayılan bu dönemde bireyler daha önce tanımadıkları psikolojik değişimler içine girmişler, melankoli ve intihar olguları baş göstermeye başlamış. İnsan yeni anlam arayışlarına sürüklenmiştir. 

Dönemin sanatına egemen olan akımlar:

Aklın yerini duyguların almaya başladığı bu dönemde insanın psikolojik portresinin çizimini sağlayan duygusal yanı kimi zaman sayfalarca yazılan uzun monologlarla anlatılmaya çalışılmıştır. Faust’un monologları bu açıdan değerlendirildiğinde eserin Romantik Akım içindeki yerini sağlamlaştırır.  

Faust’un 1. bölümü, Goethe’nin Sturm und Drang döneminin yansıması olarak kabul edilir. Bir “lebensswerk” yani ömür boyu yazılan eser olan Faust, yazarla birlikte yaşamış ve yazarın elde ettiği deneyimler doğrultusunda gelişme göstermiştir. Prof. Dr. Nedret Kuran Burçoğlu, Faust’un birinci kısmındaki bu etkinin, yazarın olgunluk döneminde kaleme aldığı giriş kısmında görülmediğine dikkat çekerek şöyle bir saptamada bulunur: “Eserin birinci kısmında göze çarpan ve yazarın “Sturm und Drang” döneminin bir tezahürü olarak kabul edilen coşku ve heyecan bu bölümde yerini derin düşüncelere ve ince duygulara bırakmıştır”.

Yazarın özgeçmişi 

Johann Wolfgang Goethe, 28 Ağustos 1749 Kraliyet danışmanı Dr. Johann Caspar Goethe ile karısı Catharina Elisabeth’in oğlu olarak Frankfurt/Main’de dünyaya gelir. Anne ve babasının yetiştirilmesine ve eğitimine büyük özen göstermesi Goethe’nin kişiliğinin daha çocuk yaşlarda şekillenmesini sağlamış, hayatı çok çeşitli alanlarda mümkün olduğunca dolu dolu yaşama ilkesini edinmiştir. Babasının ciddi ve disiplinli davranışları ile akılcı düşünce sisteminin yanı sıra nesinden aldığı zengin hayal gücü, anlatma becerisi ve duygusallığı dengeleyerek yaşadığı dönemde etkin olan akıl ve duygu geçişlerinin bir sentezini içinde barındırmıştır.  

Bir dönem özelliği olarak eğitimin aile içinde başlayan Goethe’nin ilk öğretmeni babası olmuştur. Latince, yunanca, İtalyanca, Fransızca ve İbranice derslerini babasından alan Goethe, on yaşına geldiğinde Ezop, Homeros, vergilius ve Ovidius’u tanımış, Bin Bir gece Masalları ile doğu dünyası hakkında fikir sahibi olmuştur. Bu dönemde halk söylence ve efsanelerine büyük ilgi duyan Goethe, bir halk söylencesi olan ve 1775’ten başlayarak 1831 yılına kadar yazacağı Faust hikayesi ile de bu dönemde tanışmıştır. 

Babası tarafından düzenli olarak kiliseye götürülen ve sıkı bir din eğitimi alan Goethe, zaman içinde katı Hıristiyan düşüncelerine eleştirel yaklaşıp, daha esnek bir düşünceye geçiş yapsa da İncil’in üzerindeki etkisini hiçbir zaman reddetmemiştir. İncil’in Goethe üzerindeki etkisi Faust’ta da görülür. Mefistofeles’le karşılaşan Faust’un çalışma odasına tekrar dönüp insanlık durumu üzerine düşündü bölümde bir İncil düzenlemesi görülür. Faust, İncil’i açıp Yohanna’yı okumaya başlar. 

“Başlangıçta kelam vardı” 

sözlerini yetersiz bulan Faust’un bu ifadeyi 

“başlangıçta eylem vardı” 

olarak yeniden düzenlemesi Goethe’nin din düşüncesinde ulaştığı esnekliği gösterir niteliktedir. 

Goethe babasının yönlendirmesi ile Leipzig’de Hukuk okumaya başlar. Bu sırada edebiyat derslerine de katılan Goethe, resim dersleri de aldığı yaygın bir üniversite eğitimi görür. Aynı dönemde aşık olduğu Katchen Schönkopf, Rokoko tarzında yazdığı ilk Şiilerinin esin kaynağıdır. Yaşamı ve yazını arasında kurulan bu birliktelik Goethe’nin bütün sanatında etkili olacak, külliyatını “büyük bir itirafın parçaları” olarak nitelemesini sağlayacaktır. 

Leipzig’den sonra eğitimine Strassbourg’da devam eden Goethe, burada dostluk kurduğu Jung Stiling, Jacop Michael, Reinhold Lenz ve ilahiyatçı Franz Christian Lerse ruh ve düşünce dünyasında önemli rol oyarlar. Edebiyat dünyasının ünlü şair ve düşünürü olan Herder ile kurduğu dostluk, Goethe’nin Sturm und Drang etkisine girmesini sağlayan bir tanışıklık olarak dikkat çeker. Bu nedenle Strassbourg, goethe’nin Rokoko’dan etkisinden sıyrılır, Sturm und Drang etkisine girdiği bir coğrafya olur. Bu değişiklik Goethe’nin halk edebiyatına, Shakespeare’e yönelişine neden olacaktır.

Frankfurt’a dönmesini ardından Shakespeare’le yoğun olarak ilgilenir. 1771 yılının 14 Ekim günü arkadaşlarına hitaben yaptığı Shakespeare konuşması ile Shakespeare’in alman edebiyat dünyasında yeni bir bakış ile değerlendirilmesine neden olacak güçtedir. Goethe’nin, Johann Peter Eckermann ile yaptığı sohbetleri kapsayan Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar adlı yapıtta Goethe’nin Shakespeare ile ilgili saptamaları önemlidir: 

… Oyun yazarı olarak bizim açımızdan eksik olan şeylere Shakespeare şair olarak genellikle sahiptir. Shakespeare büyük bir psikologdur. Onun oyunlarında insanın her türlü ruh halini bulabilirsiniz. (…) Shakespeare bize gümüş tabaklarda altın elmalar sunar. Onun oyunlarını okuyarak gümüş tabakları edinmiş oluruz, ama onlara koyacak sadece patatesimiz var bizim, kötü olan da bu!

1722 yılında Wetzlar’da hukuk stajını yaparken arkadaşı kestner’in nişanlısı Charlotte’a aşık olması Goethe’yi bir duygu ve ahlak çatışmasının içine iter. Bu çatışmalar Wetzlar’da intihar eden bir gencin etkisiyle birleşerek Goethe’ye, Genç Werther’in Acıları’nı yazmanın yolunu açar.  Monolog bir mektup olarak tasarlanan bu eser Sturm und Drang etkileri olan tutku, doğa sevgisi, duygu zenginliği, çocuk sevgisi, panteist din anlayışı, toplum kurallarına karşı eleştirel yaklaşım gibi özellikleri taşımaktadır. Genç Werther’in Acıları, büyük bir etki yaratmış, kendilerini Werther’le özdeşleştiren bir çok genç erkeğin intihar etmesine neden olmuştur. Goethe ile Charlotte arasındaki ilişki başka yazarlar üzerinde de etkili olmuş, XX. Yüzyıl yazarlarından Thomas Mann’a 1939 yılında Lotte in Weinmar romanını yazdırmıştır. 

Goethe üzerinde derin izler bırakan bir diğer kadın olan Frau von Stein’dir. 1776 yılında Wiemar’da özel elçilik yaptığı sıralarda tanıştığı bu kalvenist eğitim görmüş, soğuk bir evlilik hayatı olan, melankoliye eğilimli bu kadın Goethe’den yedi yaş büyüktür. Ona karşı duyduğu sevgi ve saygıda olağanüstü şeyler arayan Goethe, bu birliktelikle ruh göçümü gibi  bir gücün olduğunu düşünmeye başlamıştır. Frau von Stein’in üzerinde bıraktığı etki ile gençlik heyecanlarından sıyrılarak aklın daha egemen olmaya başladığı, durulduğu bir döneme geçiş yapmıştır. Bu sırada ziyaret ettiği Sicilya’da doğa bilimleri ve botanik çalışmalarını ilerleten Goethe’nin, Weimar’da yazmaya başladığı İphigenie auf Tauris  ve Tarquatto Tasso ve Egmont eserleri yazarın Sturm und Drang’dan çıkıp Klasizme yöneldiğinin birer göstergesidir. Iphigenie tasarımı olan  von Stein etkisi görülürken, trajedinin “şifa bulma” süreci Goethe’nin bu ilişkide geçirdiği ruhsal değişim olarak değerlendirilmiştir.

İtalya’dan dönüşü sonrasında Goethe’nin sosyal çevresinde bir değişiklik gözlenir. Kendisini habersiz terk ettiği için Frau von Stein şaire karşı soğuktur. Prusya generali olan Herzog Karl August ise genelde Weimar dışındadır. Bu dönemde Jena üniversitesi profesörleriyle yakınlaşan Goethe’nin bu dönemde Schiller ile kurduğu dostluk Alman edebiyatının ilginç konularından biri olmuştur. Doğaları ve sanat anlayışları ile birbirine zıt olan bu iki ünlü şair arasında birbirlerinin yeteneklerini takdir etmek ve farklılıklarını anlamaktan doğan bir sevgi-nefret ilişkisi şekillenir. Yaratıcılığının kaynağını hayatta, yaşantılarında bulan Goethe, daha çok düşünce liriği olarak bilinen türde yazan ve yaratıcılığının kaynağında tarih ve Kant’ın felsefesine dayandıran Schiller’e göre fazla duygusaldır. Ancak bu zıtlık olgunluk dönemlerine yaklaşan bu iki şair için bir engel teşkil etmez. Schiller, ağırbaşlı davranışları ve nezaketiyle kendisinden on yaş büyük olan Goethe’nin dostluğunu kazanmayı başarır. 1794 yılında başlayan ve Schiller’in ölümüne kadar süren bu dostlukta Goethe, Schiller’in çıkardığı edebiyat dergisi Die Horen’de yazılar yazar. 

Goethe’nin yaşamında İtalya dönüşünün önemli olaylarından biri daha gerçekleşir. Şehrin önde gelen burjuva ailelerinden birinin kızı olan Christiane Vulpius ile birlikte olmaya başlayan Goethe geleneksel bir evlilik töreni yapmaz. Aralarındaki ilişkiyi “törensiz bir evlilik” olarak niteler. Evliliğin töreni 1806 yılında oğulları dünyaya geldikten sonra yapılır. Hayatına giren diğer kadınlar gibi Vulpius’u da ölümsüzleştiren Goethe, Römische Elegien (1788) adlı eserinde Romalı Faustina’yı Vulpius’un özellikleri doğrultusunda şekillendirmiştir. Vulpuis’in Goethe’nin hayatındaki izleri şairin Die Wahlverwandschaften adlı romanında da görülür. Romandaki Charlotte karakteri ile yeme-içmeye düşkün, neşeli, okuma yazmaya ilgisi olmayan Vulpius’un zıttı bir karakter çizerek idealindeki eş ile gerçek karısı arasındaki uyumsuzluğu ortaya koyar. Alman klasizmin roman türündeki örneği olarak kabul edilen roman  zaman ve mekana yenilmeden gücünü koruyan bir eser olarak edebiyat tarihindeki yerini alır. 

Schiller’in ölümüyle Goethe’nin hayatında önemli bir bölüm de kapanmış olur. Aynı döneme denk gelen Napolyon’un Almanya işgali Goethe’yi politik bir gerçekçilik içinde devinmeye iter. Goethe, Fransız işgaline rağmen Fransızlar’dan nefret etmez. Goethe coşkun savaş havasının yarattığı milliyetçiliğe katılıp bu doğrultuda eserler vermekten uzak durur. Oğlu August’u da savaşa göndermeyerek savaş karşısında pasifist bir tutum takınır. “Yaşamadığı bir duygunun şiirini yazmayacağını ve kültürüne çok şeyler borçlu olduğu bir ülkeden nefret edemeyeceğini” söyleyen Goethe’nin bu yaklaşımı Weimar’da kendisine karşı soğuk bir tutumun gelişmesine neden olmuş, şairin sosyal çevresi bir kez daha değişerek onu mineroloji, botanik, hayvanların evrimi, metamorfoz ve renk öğretisi üzerine çalışmalar yapmasına neden olmuştur. Özellikle Renk Öğretisi şairin eserlerinde sıklıkla kullandığı kimi başlıkların açıklanması anlamında önemlidir. Goethe’nin bu eseri üç ana bölümden meydana gelmiştir: 

1 – Öğretici bölüm (Der didaktische teil)

2-  Tartışma bölümü (Der polemische teil)

3- Tarihsel bölüm (Der historische teil)

İlk bakışta genel olarak renkler ve Goethe’nin renkler üzerinde görüşlerini içerdiği bu çalışma aralarında Faust’un da olduğu bir çok eserini yorumlanmasında önemli bir araç niteliğindedir. Dr. Nuran Özyer’in, Batı Edebiyatları Araştırma Dergisi’nin 1979 bahar sayısında yayınlanan makalesi tam da bu konu üzerinedir. Özyer, makalesinde Goethe’nin, Renkler Öğretisi adlı çalışmasında değindiği konuları beş başlık altında toplar. Bu başlıklar: Doğa, İnsan, Tanrı ve Din, Güneş ve Işık ve Dünya olarak sıralanır . Tüm bu başlıklar Faust’un çeşitli bölümlerinde ağırlıklı olarak öne çıkan, Faust’un tematik ağını oluşturan önemli başlıklardır. 

Schiller’in ölümü ve gerginleşen politik atmosfer, Goethe üzerinde bir bunalım yaratır. Yaşam karşısındaki gücünü yazınına da yansıtan Goethe için bu bunalımlı dönem uzun sürmez. 1814 yılında yaptığı bir Ren-Main gezisi ile Wiesbaden’de geçirdiği günler yeniden canlanmasını sağlar. Bu canlanmanın etkisi Goethe’nin özel yaşantısında da kendini gösterir. Frankfurt’un önemli bankerlerinden birinin karısı olan Marianne von Willemer’le girdiği duygusal ilişki sonucunda yine aşk şiirleri yazmaya başlar. Bu ilişki, Doğu Batı Divanı’nın yazılmasını da hızlandırır. Goethe’nin hayat karşısında kazanmış olduğu bilgeliği, Hıristiyanlık, İslam, doğa, insanlık konularında düşüncelerini yansıtan bu çalışmada Marianne von Willemer, İranlı şair Hafız Hatem’in sevgili Suleyka olarak Goethe külliyatında kendine ayrılan yere sahip olur. Ancak bu yeniden canlanış çok uzun sürmez. Karısının 1816 yılındaki ölümü ve saray tiyatrosunun yönetiminden uzaklaştırılması Goethe için bunalımlı zamanları beraberinde getiren olaylardır. 1818 tarihinde oğlu August’tan torunu olan Goethe son yıllarını yine çalışarak geçirmiş, aralarında Faust’un ikinci bölümünün de bulunduğu pek çok eseri külliyat olarak basılmıştır. 1823’te kalp zarının iltihaplanmasıyla başlayan hastalık süreci yaşamının son on yılında etkili olmuştur. 

Kendi yaşamının mimarı olan ve bu yaşamdan büyük olduğu kadar benzersiz bir külliyat çıkaran Goethe’nin önemli hayat arkadaşlarından biri yaşamının altmış yılında yazdığı Faust’tur.  Faust’un ikinci bölümünün tamamlanmasından bir yıl sonra büyük şair, doğa bilimcisi, düşünür, oyun yazarı ve diplomat dünya yolculuğunu tamamlar. 

Goethe’nin Yaşamına Kronolojik Bir Bakış: 

1749 28 Ağustos: Johann Wolfgang Goethe,  Kraliyet danışmanı Dr. Johann Caspar Goethe ile karısı Catharina Elisabeth’in oğlu olarak Frankfurt/Main’de dünyaya gelir.

1750 7 Aralık: Goethe’nin kız kardeşi Cornelia doğar. 

1755 1 Kasım: Lizbon depremi. Goethe’nin dini sarsıntısı. 

1759 Ocak ayından 1763 Şubat’ına kadar Frankfurt’un  Fransızlar’ca işgali. Prens Thoranc’ın Goethe’lerin evine yerleştirilmesi

1765 Ekim’inden 1768 Ağustos’una kadar Leipzing’de üniversitesi eğitimi alır. Bu yıllarda Katchen Schonkopf, Behrisch ve Oeser ile tanışır. Das Buch Annette ve Die Laune Verliebten

1768 Temmuz ayında ağır bir hastalık geçirir. Bu yılın 28 Ağustos’unda Leipzing’den ayrılıp Frankfurt’a geri döner. İyileşmesinin ardından Sussana Katharine von Klettenberg ile yakınlaşır. Die Mitschuldingen

1770 Nisan’ından 1771 yılının Ağustos ayına kadar Strassbourg’da üniversite öğrenimi görür. Bu yılın Ekim ayında ilk defa olmak üzere Sesenheim’a gider ve Friederike Brion’la tanışır. 

1771 Gedichte für Friederike Brion. 6 Ağustos’da hukuk doktorasını aldıktan sonra Frankfurt’a döner ve Frankfurt jüri mahkemesinde dava vekili olarak çalışmaya başlar. Zum Schakespears Tag. Geschichte von Berlichingen dramı.  

1772 Ocak-Şubat: Merk’le ve Dramstand ‘Duygululuk’ şairler grubuyla tanışır. Mayıs – Eylül: Wetzlar’da hukuk stajı yapar. Charlotte Buff ile tanışır. Von der Baunkunst. Wanderers Strumlied. 

1773 Jahrmarktsfest zu plunders veilern Satyros. Concorto dramatico: Götter, Helden un Wşeland. Erwin und Elmire. Brief des Pastors. 

1774 Temmuz- Ağustos: Lavater ve Basedow ile lahn- ve Ren seyahatine çıkar. Genç Werther’in Acıları’nı bu yıl yazar. 

1775 Urfaust, Prometheus ve Mohamet’i yazar

1775 Nisan ayında Lili Schönemann ile nişanlanır. Bu yılın Mayıs Haziran aylarında ilk İsviçre seyahatine çıkar. Sonbahar’da Schönemann’la nişanının bozulmasının ardından Frankfurt’tan ayrılarak Wiemar’a gider.  Burada Charlotte von Stein ile tanışır. 

1776 Weimar’da devlet hizmetinde çalışmaya başlar. Bu yılın kasım ayında Ilmenau’da madenciliğe hazırlanır ve Weimar amatör tiyatrosunun temsillerine katılmaya başlar. 

1777 8 Haziran’da kız kardeşi ölür. 

1778 Mayıs: Dük Karl august ile Berlin2 e seyahat.

1779 Goethe, savaş ve yol inşaatı komisyonunun yönetimini üstlenir. Eylül ayında baş denetlemeciliğe yükselir. Eylül ayından 1780 Ocak ayına kadar ikinci İsviçre ziyaretini gerçekleştirir. 

1780 Goethe, mineroloji ile ilgilenmeye başlar

1781 Bu yılın yaz aylarından itibaren Tiefurt’da Wiemar Saray sosyetesini yaşantısına katılır. Kasım ayından 1782 Ocak ayına kadar Weimar çizim enstitüsünde anatomi üzerine konferanslar verir. 

1782 Thüringen saraylarına diplomatik seyahatler yapar. 

1783 İlk buharlı geminin yüzdürüldüğü bu yıl Kassel’e ikinci seyahatini yapar. 

1784 24 Şubat’ta İlmenau’da yeni maden ocağını açar. Mart’ta insanın ara çene kemiğini keşfeder. 

1785 Botanik çalışmalarına başlar. Karlsbard’dadır.

1786 3 Eylül’de Karsbald’dan gizlice İtalya’ya geçer. Kısa sürelerle Vedenik ve Roma’ka kalır. İphigenie auf Tauris’i yazar. 

1787 Goethe’nin Napoli ve Sicilya’ya seyahat ettiği bu yıl Kant, Kritik der Praktischen Vernunf’u yayınlar. 

1788 Egmont’u tamamlar. Nausikaa için planlar yapmaya başladığı bu yıl ayrıca Faust ve Targuatto Tasso için çalışmalara başlar. Weimar’a döndükten sonra Ilmenau madeninin komisyonluğu dışındaki bütün görevlerinden uzaklaşır. Sonraki yıllarda Dükalığın bilim ve sanat kurumları yüksek yönetimini yürütmeye başlar. Bu yılın 7 Eylül’ünde Schiller’le tanışır. 

1789 Eylül-Ekim aylarında Aschersleben ve Harz’a seyahat eder. 25 Aralık’ta oğlunun doğmasıyla baba olur. Targuatto Tasso’yu bu yıl tamamlar. 

1790 Mart-Haziran aylarında Venedik’e seyahat eden Goethe, bu yılın Temmuz-Ağustos aylarında Renkler Kuramı çalışmalarını yapar. Faust fragmanı yayınlanır. 

Fransız devrim orduları Avusturya’yı Florus yakınlarında bozguna uğratır. Köln ve Bonn Fransızlar tarafından işgal edilir. 

1792 Ağustos – Ekim aylarında Goethe, Dük Karl August’un yanında yer alarak Fransa’ya karşı verilen mücadeleye katılır. 

1793 Mainz kuşatmasında gözlemcidir. 

1794 Jena’da doğa araştırmacıları toplantısının ardından Schiller ile bitkiler üzerine konuşmalar yaparlar. Bu konuşmalar Schiller ile Goethe arasına kurulacak dostluğun başlangıcını oluşturur. Goethe’nin doğa bilimleriyle uğraşmaya başladığı yıl olarak önemli bir tarihtir. 

1795 Schiller ile ortak yapıtı Xenien ilk bölümleri yazılmaya başlaır

1796 Xenien tamamlanır. Bu yıl E. Jenner kızamık aşısını bulurken A.Senefelder taş basmacılığı bulur. 

1797 İsviçre’ye üçüncü seyahatini yapar.  Bu yılın Ağıstos ayında Frankfurt’ta annesini son kez görür. Faust’a devam etmeye başlar. 

1799 Eylül ayında Weimar sanatseverlerinin ilk sergisi açılır. Schiller Jena’dan Weimar’a taşınır. Voltaire’in Mohamet’inin çevirisini yapar. 

1800 Faust’un ikinci bölümüne devam eder. Voltaire’in Tacred’ini çevirir. 

1801 Ocak ayında dev yılancılığı hastalığına yakalanır. 

1802 Sık sık Jena seyahetleri yaptığı bu yıl eski mezapotamya çivi yazısı G.F. Grotefend tarafından sökülür. Goya, Maya adlı tablosunu yapar. 

1803 Jena Üniversitesi doğa bilimleri enstitüleri denetleyiciliğine getirilir. 

1804 İlk buharlı lokomotifin yapıldığı bu yıl baş müşavirliğe yükselir. 

1805 Schiller’in ölümü

1806 Faust erster Teil’i tamamlar. 14 Ekim’de Jena yakınlarında başlayan savaş sırasında Weimar işgal edilir. 19 Ekim’de Christiane Vulpius ile resmen evlenir. Bu yılın 27 Ekim günü Napolyon Berlin’e girer. 1812’ye kadar sürecek olan Rus-Osmanlı savaşı başlar. 

1808 Annesi ölür. İlki 2, 6 ve 10 Ekim tarihlerinde Napolyon ile görüşür. 

1809 Napolyon, Bavyera’nın da desteğiyle Avusturya’yı yener. 

1810 Farbenlehre’yi tamamlar. 

1812 Beethoven ile tanışır. 

1813 Leipzing yakınlarında savaş vardır. 

1814 Heidelberg’de Boisser”e kardeşleri ziyaret eder. Buharlı matbaa bu yıl ortaya çıkar. 

1815 Weimar ve Jena’daki tüm bilim ve sanat kurumları baş denetçiliğine ve devlet bakanlığına getirilir. 

1816 6 Haziran: Karısı Christiane ölür. 

1817 Saray tiyatrosuyla ilişiği esilir. Oğlu August evlenir. 

1818 9 Nisan: Torunu Walther doğar. 

1819 20 ciltlik Goethe eserleri yayınlanır. 

1820 18 Eylül: Torunu Wolfgang doğar. 

1821 Ulrike von levetzow ile tanışır. 

1823 Kalp zarı iltihaplanması yaşar. Meksika Cumhuriyeti ilan eder. Yunanlılar Türklere karşı bağımsızlık savaşı başlatırlar. 

1825 Faust, Zweiter Teil’e yeniden devam eder. Puşkin, Boris Bodunof adlı eserini yazar. 

1826 Fransız fizikçi J. Niepce ilk fotoğrafı çeker. 

1827 6 Ocak: Charlotte von Stein ölür. 29 Ekim’de ise kız torunu Anna doğar. İngiltere, Fransa, Rusya, Yunanlıların Türklere karşı verdiği bağımsızlık savaşını destekleyen bir birlik kurar. Goethe, Eckermann’a “Dünya Edebiyatı” kavramını açıklar. 

Beethoven, Viyana’da ölür.

1828 14 Haziran: Büyük Dük Karl August ölür. 

1829 Ocak: Baunschweig, Faust ilk defa sahnelenir. 

1830 Goethe külliyatı 40 cilt halinde yayınlanır. İlk dikiş makinası tasarlanır. 

1831 22 Temmuz, Faust, Zweiter Teil tamamlar. 

1832 16 Mart: Goethe’nin son hastalığı baş gösterir. 22 Mart ölür. 

Yazarın Oyun Üzerine Açıklamaları

Johann Peter Eckermann tarafından yazılan ve Goethe’nin yaşamının son yıllarında ikilinin yaptığı sohbetlerin uzunca bir dökümü niteliğinde olan Goethe İle Konuşmalar’ında Goethe, Faust hakkında bazı açıklamalarda bulunur. 

Bu açıklamalardan ilk göze çarpan, Goethe’nin Faust’un zor bir eser olduğunu belirttiği bölümdür. Tam adı verilmeyen ve yapıtta Bay H. Olarak adlandırılan  bir İngiliz ile Goethe’nin sohbetlerinde geçen bu anektod  şöyledir: 

… Goethe, Bay H.’ye Alman edebiyatından neler okuduğunu sordu. “Egmont’u okudum”, diye cevap verdi, “üç kez okuyacak kadar beğendim kitabı. Aynı şekilde Torquato Tasso da büyük bir keyif verdi bana. Şimdi ise Faust’u okuyorum, ama onu biraz zor bulduğumu söylemeliyim.” Onun sözü üzerine güldü Goethe. “Elbette” dedi, “ben olsam size Faust’u okumanızı tavsiye etmezdim. Çok iyi bir yapıt, ama bütün sıradan duyuların çok ötesine uzanıyor. Bana sormadan onu okumaya başladığınıza göre, onunla hakkını nasıl vereceğinizi de siz kendiniz bulmalısınız. Faust örneği nadir bulunan bir birey, çok az sayıda insan onun iç dünyasını hissedebilir. Aynı şekilde ironi sayesinde ve zengin bir dünya görüşünün somut bir örneği olarak Mefistopheles karakterini kavranması da biraz zor. Ne kadar aydınlatacağınız konusu artık size kalmış. 

Aynı kitapta, Delacroix’nın Faust çizimleri hakkında düşüncelerini dile getiren Goethe, Faust ve Mefistofeles’in Gretchen’i zindandan kurtarmaya gittikleri bölümle ‘Auerbach Meyhanesi’ndeki coşkulu içki içme sahnesi üzerine açıklamalar yapar. 

pastedGraphic.png

Resim 1 – Faust ve Mefistofeles’in Şabat gecesi yolculuğu, Delacroix, 1828

Gretchen’in zindandan kurtarmaya giden Faust ve Mefistofeles’in at üzerinde hızla darağacının önünden geçtikleri anı anlatan Delacroix çizimi için Goethe şu yorumu yapar: 

Faust dört nala giden siyah bir ata binmiş, süvarisi gibi at da darağacının etrafındaki hayaletlerden ürkmüş görünüyordu. O kadar hızlı gidiyorlardı ki, Faust dengesini korumakta güçlük çekiyor; karşı taraftan güçlü bir şekilde esen rüzgar şapkasını uçurmuş, bağcıklarıyla boynunda asılı kalan şapka onun arkasından uçuyor. O, korku ve endişe içindeki yüzünü Mephistopheles’e dönmüş, onun sözlerini dinliyor. Mephistopheles ise yüce bir varlık gibi sakin ve engel tanımaz bir ifadeyle oturuyor. Onun bindiği at canlı değil, zaten o canlıları sevmez. Ayrıca bu da onun için gerekli değil, çünkü istediği hıza onu ulaştıracak olan şey kendi iradesi. Ata binmiş halde tasavvur edilmesi gerektiği için at var; bunun için de önüne çıkan ilk otlaktan çaldığı, derisi kemiğine yapışmış bir at bile yeterli onun için. Onun atı açık renkli ve gecenin karanlığında fosforluymuş gibi parlıyor. Ne dizgini, ne de eğeri var. Bunlar olmasa da olur. Doğaüstü süvarinin atın üzerinde rahat ve kayıtsız bir ifadesi var. Konuşma sırasında yüzü Faust’a dönük. Yarıp geçtiği hava onu hiç etkilemiyor bile. Sanki atı gibi kendisi de hiçbir şey hissetmiyor. İkisinin de kılı kıpırdamıyor. Bu sahneyi ben bile bu kadar mükemmel düşünmemiştim!

pastedGraphic_1.png

Resim 2 – Auerbach Meyhanesi, Delacroix, 1828

Goethe, Auerbach Meyhanesi’ndeki coşkulu içki içme sahnesini ise “bütün hikayeyi özetleyecek biçimde dökülen şarabın alev aldığı ve içki içenlerin vahşiliğinin farklı bir biçimde anlatıldığı önemli bir an” olarak tanımlar. Mefistofeles’den başka herkesin heyecanlı ve hareketli anlatılmasının doğruluğuna dikkat çeken Goethe, Delacroix için “Faust’ta gerçek gıdayı bulan büyük yetenek” deyip devam eder: “Fransızlar onun bu vahşi yorumlarını eleştirdiler. Ama buradaki anlatım tarzı tümüyle doğrudur”.  

Faust ve Gretchen arasındaki aşk ve bu aşkın tasarımını anlattığı bölüm ise Goethe’nin dünyayı nasıl hissettiği konusuna da ışık tutar niteliktedir: 

Aşk, nefret, ümit, çaresizlik konularını, insan ruhunun farklı hallerini ve çektiği acıları şair, doğduğu günden beri bilir ve bunları anlatmayı başarabilir. Ama mahkemede birinin nasıl yargılandığını  ya da parlamentoda veya kralın taç giyme töreninde neler yaşandığını bilemez. Böyle konularda gerçeği saptırmamak için şairin ya bizzat yaşayarak ya da birinden dinleyerek bunları öğrenmesi gerekir. Aynen böyle, ben de Faust’da hem Gretchen’in aşkla ilgili duygularını, hem de kahramanın hayattan bıkmış karamsar ruh halini tasarlayarak yazabildim. Ama aşağıdaki örnekte olduğu gibi: 

Nasıl da yükseliyor ayın 

Yarım yuvarlağı nemli ateş ile

Diyebilmek için bazı doğa olaylarını gözlemem gerekmişti. (…) Ben dünyayı içimde hissetmeseydim, bakan gözlerimle kör kalır, tüm araştırmalarım ve deneyimlerim tümüyle cansız, boşuna çabalar olmaktan öteye gidemezdi. Işık burada, tüm renkler etrafımızı sarmış; ama kendi gözlerimizdeki ışık ve renk olmasaydı, dışımızdaki bu gibi şeyleri algılayamazdık”.

pastedGraphic_2.png

Resim 3 – Gretchen’in odası (Faust’la aşkının başladığı dönem)

pastedGraphic_3.png

Resim 4 – Gretchen’ın zindanı (Aşkının sonunda geldiği nokta)

Yazarın Sanat ve Tiyatro Anlayışı

Erken Alman Romantizminin Sanat Teorisi ve Goethe

Walter Benjamin, erken Alman romantikleri ile Goethe’nin sanat teorilerini birbirinden farklı olduğunu belirterek aralarındaki ayrımın tarihin kritik aşamalarından birini oluşturduğunu söyler. Goethe ile romantikler arasındaki bu zıtlık sanat eleştirisi kavramının tanımlanmasında kendini belli eder. Sanat eleştirisi kavramının, sanat felsefesinin merkezinde durduğunu ve bu merkeze bağımlı olduğunu belirten Benjamin, erken romantiklerin, “sanat felsefesi çalışmalarının tamamını sanat yapıtının eleştirilebilirliğinin ilkesel olarak kanıtlamaya çalıştıkları” savı ile özetler. Buna karşılık Goethe’nin bütün sanat teorisi yapıtlarının eleştirilemezliği teorisine dayanmaktadır. Goethe’nin bu görüşünü farklı biçimde vurguladığı zamanlar olduğu gibi eleştiriler yazdığı da olmuştur. 

Benjamin, romantiklerin sanatı idea kategorisinde ele aldıklarının altını çizerek bu algı dünyasını açıklar. Buna göre romantiklerin idea ile bir yöntemi işaret ederken, Goethe’nin bir özü işaret  ettiğini belirtir. Buradan yola çıkarak Goethe’yi Yunanlılara yakın olarak değerlendirir. Goethe’nin sanat düşüncesinde göre saf idealler hiçbir yapıtta bulunmaz. (Goethe bu saf ideallere il örnekler (Urbilder) adını verir). Sanat yapıtları bu ilk örneklere ulaşamaz ancak onlara benzeyebilirler. Gothe’ye göre Yunanlıların yapıtları ilk örneklere en yakın olanlar olduklarından bir nevi prototiptiler. “Goethe’nin kavrayışına göre sanatın ilk kaynağı öncesiz ve sonrasız oluşta değil, biçimlerin ortamında, yaratıcı devinimdedir. (…) Sanat kendi ilk örneklerini yaratmaz. Bunlar öncelikle sanatın o alanındaki yaratılmış yapıta dayanırlar, bu da yaratılış değil doğadır”.

Benjamin, Goethe’nin bu yaklaşımını doğa ideasını kavrama çabası ve onu kullanışlı  bir biçimde sanatın saf örneği olarak konumlama arzusu olduğunu belirtir. Goethe’ye göre sanat yapıtı doğayı kopyalamaktadır. 

Goethe’nin Tiyatro Konusundaki Düşünceleri 

Goethe, 1774’de yanan Weimar saray tiyatrosunun yerine salaş bir barakada kurulan tiyatroya uzun yıllar müdürlük yapmıştır. Müdürlüğü sırasında rejisörlük ve aktörlük yaptığı da olmuştur. Bu deneyim ona, tiyatroya sadece yazar gözüyle bakmamayı, daha geniş bir açıdan değerlendirmeyi beraberinde getirmiştir. 1802 yılında yazmış olduğu “Weimar Saray Tiyatrosu” adlı yazında bu konuda şöyle der: “Tiyatro öyle bir kurumdur ki, bu kurumda bir program dahilinde çalışmak çok güçtür. Yazarın eseri, aktörlerin oyunu, halkın görüp işitmek istediği herşey, tamamıyla zamanın ve çevrenin tesirine tabidir. Bu durum karşısında tiyatro müdürleri hiçbir iradeye sahip değildir. Sadece itaat etmek zorundadırlar”

Goethe’nin, tiyatro konusundaki düşüncelerine Eckermann’ın yapıtında da rastlarız. İyi bir tiyatro yönetmeni olmanın zorluklarından bahseden Goethe, bu zorluğun “insanın rastlantı sonucu bir şeyi benimsemesi ve tiyatronun esas ilkelerinden sapmadan bunu başarması” olduğunun altını çizerek devam eder: 

Tiyatronun yüce ilkeleri önemli tragedyalar, operalar, komedilerden oluşan bir repertuardır. Onlara bağlı kalmak ve onları değiştirmemek gerekir. Rastlantı dediğim şey ise, görülmeye değer yeni bir oyun, konuk sanatçı rolü ve böylesi başka şeyler… Böyle şeyler insanın kafasını karıştırmamalı ve insanı hep repertuarına bağlı kalmalıdır. 

Eckermann’ın uzun söyleşi kitabında Goethe’nin yönetmenlik yaptığı sırada  dramaturgik uygulamalar da yaptığı anlatılır:

Bir oyun daha yazılırken şair tarafından sahneye konma amacı ve düşüncesi ile yazılmamışsa, o oyun sahneye çıkmaz. (…) Götz von berlichingen’i sahneye koymak için az uğraş vermedim, ama tiyatro oyunu olarak çok sorun çıkardı. Bir kere çok uzun. onu ikiye bölmek zorunda kaldım, ikinci bölüm teatral açıdan başarılı ama ilk bölüm ancak bir giriş olarak değerlendirilebilir. 

Eckermann’ın bir tiyatro oyunun nasıl olması gerektiğini sorunca Goethe, tiyatro metninin “sembolik olması” gerektiğini belirterek, ‘sembolik’ diyerek, oyundaki her olayın kendi içinde önemli olmasını ve kendinden daha önemli bir şeyi hedeflemesini anlatmak istediğinin altını çizmiştir.  

Dramaturgi Çözümlemesi 

A – Tema

Tematik tasarım bakımından Faust’a baktığımızda sıkı sıkıya örülmüş güçlü bir yapı ile karşılaşırız. Olayın geçtiği dönem göz ününde bulundurulduğunda Faust, bir yandan hızla gelişen maddi koşullar ve yenilenen dünya ile hali hazırda devam eden Ortaçağa özgü uygulamaların arasında sıkışmıştır. Yaşamı anlamlandırma bilginin yeterli olmamasından rahatsızlık duyan Faust’u önce çalışma odasında büyü yapmaya, daha sonra da Mefistofeles ile pazarlık yapma noktasına götüren neden eserin ana temasını oluşturur. Bu tema, iyi – kötü eksenine yerleştirilmiş tutkulu bir güçlenme arzusuyla eşdeğer bir gelişme arzusu olarak tanımlanabilir. Sahip olduğu onca bilgiyle Gelişmenin yönü büyü ile zaman içinde geriye doğru yapılan bir gençleşme ile uzatılmış bir yaşam deneyiminin anlamlandırılmasıdır. 

Bu anlamlandırma tek taraflı değildir. Mefitosfeles tarafından da bir anlamlandırma söz konusudur. Faust’un aklını çelerek Tanrı karşısında kazandığı bahisten daha güçlenmiş, bir gelişme göstererek çıkmış olacaktır. Dolayısıyla Faust ile Mefistofeles arasındaki anlaşma her ikisi içinde bir gelişim vaadi taşımaktadır. Ancak bu vaadin kimin için değişmez bir gerçek olduğu tartışmaya açıktır. Gretchen’in hayatı pahasına hayatını anlamlandıran, ruhundaki zevk ve arzu çukurlarını dilediği gibi dolduran Faust’un oyunun sonunda geldiği nokta –hala yaşamakta olduğu için- gelişime hala açıktır. Aynı durum Mefistofeles için de geçerlidir. Pazarlık bir şekilde son bulmamış, ancak bu pazarlığa değip değmediği konusunda sorular sordurmuş, pişmanlıklar yaşatmış, gelişme arzusunun yıkıcılığı gözler önüne serilmiştir. Buradan her kazancın altında bir kayıp olduğu düşüncesine gidilir. İçinde yaşadığımız maddi dünyada varoluşun kimi katmanları için belli bir bedel ödenmesi göze alınmalıdır. Faust, bu bedel alma işini göze almış biridir. Mefistofeles’in tanrı karşısında kazanacağı bahsin ise bir bedeli yoktur.

Yan temalara bakıldığında sınıf farkı, narsisim, çelişki, yıkım, ölüm, yaşam, bilim, büyü, kimlik, cinsiyet ayrımcılığı, gençlik, yaşlılık, küçük alem, büyük alem, kuşku, maddi değerlerin insan üzerindeki gücü, ezen-ezilen ilişkisinin yanında aşağıda sıraladığım diğer başlıklar göze çarpar. 

Tiyatroda Ön Oyun    Tiyatroya daha çok seyirci çekmek için neler yapılması gerektiği, nasıl oyunlar yazılması gerektiğinin belirtildiği bir tiyatro eleştirisinin konu alındığı yan tema.  

Tragedyanın Birinci Bölümü Doğanın gücü karşısında insanın zayıflığı 

“ve doğa sana öğretirse / serpilir içindeki canın gücü (…) tanrının insanı yerleştirdiği / canlı doğa yerine, seni çevreleyen/ yalnızca duman, küf, hayvan iskeletleri, ve ölülerin kemikleridir”

İnsanın güçlenerek kendini tanrı gibi görmesi, tanrıda kendini araması, kendine tanrısal bir anlam yükleme isteği:

“ve gizli bir güdüyle doğanın güçlerini / bana açıklayan bu işaretleri / Bir tanrı mı yazdı? / ben bir tanrı mıyım? Işık içinde kaldım!”

Şehrin Kapısının Önünde Panoramik bir toplum fotoğrafı çekerek farklı sosyal grupların gündelik hayatları, ağırlaşan yaşam koşulları, toplumsal sorunların eleştirilmesi:

“Kentli belediye başkanı hiç hoşuma gitmiyor /  Bir kez seçildi ya, gün geçtikçe şımarıyor. / Kent için ne yapıyor ki? Gittikçe daha çok azıtmıyor mu? / hem iyice emir kulu olduk / Eskiye göre daha çok vergi ödüyoruz”

Çalışma Odası Din teması altında kutsal kitapların ne söylediği ve söylediklerine koşulsuz inanmak yerine eleştirel olunması gerekliliği:

“Başlangıçta kelam vardı” (..) başlangıçta eylem vardı”

Auerbach’ın Leipzig’teki Kötü olanın etkileyici gücü

Meyhanesi

Cadı Mutfağı Zayıflıkların da insan için tanımlayıcı olduğu, bedelin göze alınabilirliği, kadın erkek arasındaki çekimin gücü

Cadde Karşı cinse karşı duyulan dizginlenemez tutku ve cinsellik

Çeşme Başında Dönem içindeki kadına ait konular. Törelerin ve toplumun kadınlar üzerindeki baskı ve görüşlerinin önemi. 

Hisar içi Pişmanlık, af dileme, bağışlanma isteği. 

Gece. Gretchen’in Namus, onur ve gurur kavramları

kapısının bulunduğu cadde

Katedral Katolik kilisesinin ahlak anlayışı

Valpurgis Gecesi Rüyası      Görecelilik. Aynı konu üzerinde farklı yorumların 

ya da Oberon ve Titania’nın    olabileceği gerçeği. 

altın evlilik yıldönümü 

B. Önerme, Mesaj

Eritis sicut deus, scientes bonum et malum (Tanrı gibi olacak, iyiyi kötüyü bileceksiniz)

Önerme : İnsan kendi hayatı içinde mutlu olmayı başaramazsa, kendini mutlu edecek şeyleri dış dünyada aramaya kalkabilir. Sorun bu arayış değil, bu uğurda nelerin tüketildiği, ne gibi bedeller ödendiğidir. Bencilliğin ve arzuların sınırları insanın bedeniyle kısıtlı kalmaz, çok daha geniştir. Eğer isterse insan bu sınırlara ne pahasına olursa olsun erişebilir. 

Mesaj : Tanrının sureti olsan da, zor anlar yaşayacaksın. S. 82

Karşıtlıklar:

Faust X Faust karşıtlığı

Tanrı X Mefistofeles karşıtlığı

Gretchen X Mefistofeles karşıtlığı

Mefistofeles X Toplum karşıtlığı 

Gretchen X Toplum karşıtlığı

Faust X Gretchen karşıtlığı

Gretchen X Valentin karşıtlığı

Faust X Valentin karşıtlığı

Faust X Wagner karşıtlığı

C – Kişileştirme: 

Kişileştirmenin genel kurgusu

  • Birincil Kişiler: Faust, Mefistofeles, Gretchen, Martha 
  • İkincil Kişiler: Wagner, Valentine, Lieschen 

Yan kişiler ve Figüranlar

  • Şehrin Kapısı Önünde : 
  • Yan kişiler: Birkaç çırak, İkinci Grup, İlkleri, İkinci, İkinci Grup, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Hizmetçi, Öğrenci, Kentli kız, Dilenci, Diğer kentli, Üçüncü kentli, Askerler,  Yaşlı kadın
  • Auerbach’ın Leipzig’teki meyhanesi: Frosch, Brander, Sichel, Altmayer, Siebel.
  • Gretchen’in kapısının bulunduğu cadde

Figüran: Halk

Valpurgis Gecesi : 

  •       Yan kişiler: Büyücüler, General , Bakan, Yeni Zengin, Eskici,       

         Proktofantazmcı

Gerçek üstü yan kişiler: Cadılar korosu ,Koro, Yarı cadı, Güzel cadı, Yaşlı Cadı,

Alegorik yan kişiler: Aldatıcı Işık, Ses

  • Valpurgis Gecesi Rüyası ya da Oberon ve Titania’nın altın evlilik yıldönümü – Perdearası

Yan Kişiler: Tiyatro yönetmeni, Herold, Orkestra, Meraklı yolcu, Sevgililer, Ortodoks, Kuzeyli Sanatçı, Pürist, Kibar Fahişe, Orkestra şefi, Hennings, Musaget, Dansçı, Koreograf, Kemancı, Dogmacı, İdealist, Realist, Metafizikçi, Kuşkucu, Çevikler, Hantallar, Şişmanlar

Alegorik kişiler: Henüz oluşan tin, Rüzgar Gülü, Hicivli şiirler,  Sabık ‘Zamanın Dehası’, Turna Kuşu, Dünya çocuğu, Kuyruklu yıldız, 

Gerçeküstü kişiler: Genç Cadı

Shakespeare’yen kişiler: Oberon, Titania, Puck (Bir Yaz Dönümü Gecesi Rüyası), Ariel (Fırtına), 

Zindan : Ses

Rollerin Yapısal ve İşlevsel Özellikleri 

FAUST

  • A – Biyolojik özellikler: 

Erkek

Alman

  • Orta yaşın üzerinde :”oyun oynamak için yaşım geçti”
  • “Faust figürü hemen hemen her seferinde uzun saçlı olarak yorumlanmıştır”

Uzun sakallı (sayfa 82)

  • B – Psikolojik özellikler
  • Çelişkili bir karakter: Bilim adamı ama büyüye inanıyor. Babasının da böyle olduğunu söylüyor: Hekim ama katil. İçinde iki ayrı insan var ve bu insanlar birbirine taban tabana zıt. 
  • Zaafları var. Dünyevi zevklere karşı olan istekleri iradesinden daha büyük.
  • Kendi çıkarları için karşı tarafı kullanabilen biri. 
  • Pişmanlık duygusu var. Ancak bu duygu, bencillikle karşılaştığında pişman olacağını bilse de bencil davranabiliyor. 

Narsisik özellikler taşıyor : 

  •      

“belki daha akıllıyım bütün o züppelerden”

“ve gizli bir güdüyle doğanın güçlerini / bana açıklayan bu işaretleri / Bir tanrı mı yazdı? / ben bir tanrı mıyım? Işık içinde kaldım!”

  • Kuşku ve kaygı duyguları olmadığını, Şeytan’dan ve Tanrı’dan korkmadığını söylüyor.
  • Kendine güvensiz, kullanılmaya müsait
  • Erk sahibi olduğunda karşısındaki ezebilecek yapıda, aksi durumda depresif; yaşamdan çok ölüme dönük
  • Tatminsiz, yetinmeyi bilmeyen biri: Aslında güzel bir evde yaşadığı halde mutlu olamıyor. 
  • Babasıyla ilgili bir problemi var. 

Çocukluğunu önemsiyor, özlüyor. 

  • Mefistofeles’in yanında çocuk gibi: itaatkâr. Ona kızsa da dediklerini yapıyor. 
  • İstediklerini elde etmek için bedel ödemeye hazır
  • Acımasız, insan öldürebiliyor (Valentin)
  • İnsanlara karşı güvensiz; aldatılma korkusu var. ,sorgulayıcı bir zihni var: İncil’i bile sorguluyor.

Hafif bir yaşama alışkın değil.

  • Yeri geldiğinde tehditkâr
  • Katı bir ahlak anlayışı yok. Evlenmediği bir kızla cinsel ilişki yaşayabiliyor. Sonra onu terk edebiliyor. 

Para ve cinselliğe karşı zaafı var

  • Yalnız
  • Aşık olunca gözü bir şey görmüyor, tutkulu. 

C. Sosyolojik Özellikler

19. yüzyılda Almanya’da yaşıyor.

  • Burjuva sınıfına üye
  • İyi eğitim almış: felsefe, hukuk, tıp ve ilahiyat
  • Doktorası ve yüksek ünvanları var. 
  • Babası zamanında vebayı önlemiş bir doktor olduğundan saygı duyulan bir aileye mensup
  • Gotik tarzda bir evi var, etrafı kitaplarla dolu. Ayrıca evinde büyü yapabildiği bir laboratuarı var. 
  • Tanrıya göre ideal, Mefistofeles’e göre zayıf bir kul. 
  • Öğretmen; 10 yıldan fazla öğrencileri var.

Bekar

Çocuğu yok

  • Hıristiyan. Ancak katı bir din anlayışı yok. Kiliseye düzenli gitmiyor.

Tavır Özellikleri: 

Faust’u dışardan görenler, onu kendisini gördüğü gibi göremezler. Aynaya baktığında olduğundan bambaşka birini gören Faust, içindeki birbirine çok yakın çelişkiler içindedir. Tragedya’nın başlangıcında aklı ve bilgisiyle cevap bulamadığı soruların kıskacında, yapayalnız ve çaresizlikten metafizik dünyanın kapısını çalmayı göze alan tükenmiş bir adam görürüz. Bilgilerinin işine yaramadığını söyler ama başka bir insana akıl danışmayı akıl edemeyecek kadar kibirlidir. Çünkü zaten onların bildiklerinden fazlasını biliyordur. Bir başka deyişle, o bilmiyorsa, kimse bilemez. Böyle bir kendinden eminliğin zıt kutbu olan güvensizlik de vardır. İnsanların arasında kendini olduğundan küçük görür. 

Dünyada yeniden bir anlam arayan Faust’un, bu anlamı dünyevi zevkler olduğu Mefistofeles ile girdiği pazarlıkta anlaşılır.  

Rolün Konumu:

Faust rolü, dramatik çatışmanın bir ayağını kolunu oluşturur. Mefitofeles’in insan üzerinde yaptığı bir deneydeki kobay gibidir. O, her insanın içinde taşıdığı ikililiklere sahiptir. Ondaki sıkıntı bu ikili durumlardan birinin diğerine baskın gelmemiş olmasıdır. Bu olgunlaşmamış durum, manipülasyona açık haliyle dramatik çatışmayı oluşturur, dramatik aksiyonu sürükler. 

Yönelişi ve Gelişimi

Faust’un dört evresi vardır: Mefistofeles ile pazarlığa girmeden önceki depresif hali, girdikten hemen sonraki çocuksu sevinç, Gretchen’e duyduğu aşkla ergen bir tutku, ve Gretchen’in sorguları karşısında ondan sıkılıp kaçan, kafası “kadın dırdırı götürmeyen” bir yetişkin. Bu evrelerin her birinde taşıdığı duygunun rengi farklıdır ancak yöneliş tamamen kendi çıkarınadır. Pişmanlık duyar, ama yoluna devam eder. Mefistefeles’e kızar, öfkelenir ama ondan kopamaz, dediklerini yapar. İnsan kandırır. Adam öldürür. Cadılarla cirit atar. Oyunun başındaki adam, Metiftofeles’le yeniden bir çocuk olur ve yeni bir adam olarak büyür. Geldiği yer, bu dönüşümün devam edeceğini işaret eden bir noktadır. 

Önündeki engeller: 

Faust’un önünde iki engel vardır: Kendisi ve Mefistofeles. 

Sonuç:

Faust, tutkularının esiri olarak mutlu olmak için Mefistofeles ile yaptığı işbirliğinde Gretchen’in annesinin, ağabeyinin, bebeğinin ve Gretchen’in ölümüne sebep verir. Pişmanlık duysa da tutkuları peşinde gitmekten vazgeçmeyen Faust, bu “üzüntüleri” yine Mefistofeles’in vaadlarini yerine getirerek atlatacak gibi görünmektedir. 

MEFİSTOFELES

  •   A – Biyolojik Özellikler
  • Erkek olarak tasvir edilen metafizik dünyaya ait bir varlık 
  • Beden değiştirebiliyor: Fino olarak geldiği yerden, asilzade olarak çıkabiliyor 

B- Psikolojik Özellikler

Pentagramdan korkuyor

  • İyilikten değil, kötülükten, günahtan ve yok oluştan yana
  • Akıl çelici, paradoksları bulup kendi çıkarına değerlendiriyor. 
  • Zayıflıkları yok, insansı duyguları yok

Üstün güçleri var

Kendine güvenli

  • Yalancı, manipülatif

Kurnaz

  • D – Sosyolojik Özellikleri
  • Toplum içinde kendisinden korkulan, sevilmeyen, kendisinden hayırlı bir iş gelmeyen bir varlık

Tavır Özellikleri :

Mefistofeles,  dramatik aksiyonun başından sonuna kadar hep aynı tavır ve yöneliş içindedir. Onun belli bir hedefi vardır: Tanrı ile girdiği bahsi kazanmak. Aslında Faust, bir üst yapının ufak bir bahsine konu olmuş, kendini dev aynasında gören bir zavallıdır. Mefistofeles, için bu dünya bir oyun alanıdır. Kılık değiştirebilir, insanlarda olmayan üstün güçlere sahiptir ve bunları dilediği gibi kullanır. Faust’un en zayıf yerini fark eder ve onu buradan ele geçirir. Bir süre sonra Faust ona kızmaya, öfkelenmeye ve hatta onu tehdit etmeye başladığında yeni öneri ve planlarıyla Faust’u avucunun içinde tutmayı hep başarmıştır. 

Rolün Konumu:

Dramatik aksiyonda Faust’un karşısında yer alarak dramatik aksiyonu bizzat yönlendirir. Faust’un onunla karşılaştıktan sonra yaşadığı herşey onun planıdır. Faust ile birlikte dramatik tasarımın merkezindedir. 

Önündeki Engeller: 

Oyunda sadece Gretchen Mefistofeles’in önünde engel olarak çıkar. Ancak etkili olamaz. 

Sonuç

Mefistofeles karakteri değişken anlamlarıyla oyunu Faust ile birlikte evrensel bir düzleme taşır. Faust’un yaşadıkları, bugünün modern dünyasında da yaşanan sorunlardır. Mefistofeles, bu durumların oluşturucusu ya da bu durumlardan kurtarma vaadi veren başka bir yapıya dönüşebilir. Mefistofeles ile Faust arasındaki ezen – ezilen ilişkisi, Faust ile Gretchen arasındaki ezen ezilen ilişkisini yaratır. Bir üst yapı gücü olarak oyunun yazıldığı dönem de, bugün de dramatik aksiyonu şekillendirici güçtedir. 

GRETCHEN

  • A –  Biyolojik Özellikler

Genç bir kız

Güzel

Alman

  • B – Psikolojik Özellikleri 

Masum

  • Dindar, sağlam bir tanrı inancı var. Mefistofeles’den rahatsızlık duyan ve onu istemeyen tek insan

Aşkı uğruna günaha girebiliyor

  • Becerikli biri : ev işleri, dikiş, nakış yapıyor

Anaç: küçük kardeşine bakmış 

  • Zengin kızların takılarına, vs özeniyor
  • Toplum ve ağabeyi tarafından dışlanınca bebeğini boğup, aklını kaçırıyor

Özgür değil. 

  • C – Sosyolojik özellikleri: 
  • Bir evleri ve kent dışında bir bahçeleri olmasına ve babasında servet kalmasına  rağmen maddi durumları iyi değil
  • Disiplinli bir annesi var. Bir ağabeyi askerde. 

Babası ölmüş

  • Kendi büyüttüğü kardeşi ölmüş
  • Dini eğitim dışında bir eğitimi yok. Ev işleri, dikiş ve nakış yapıyor

Tavır özellikleri 

Gretchen, masum ve saf tavırlarıyla dikkat çeker. Faust için yaşam kaynağı olan Gretchen, aşka karşı koyamaz ve Faust’la birlikte olmak için katı disiplinli olan annesini uyutacağını düşündüğü zehiri kendi elleriyle içirip ölümüne sebep olur. Faust ile olan ilişkisini ilerlediği dönemde sessiz saf aşık olmaktan çıkar, daha dominant olduğu gözlenir. Özellikle din, Tanrı ve Mefistofeles konularında çok nettir. Tanrıya ve kiliseye bağlıdır. Mefistofeles’den hiç hoşlanmaz. Zindanına kabul etmez. Gretchen aşkı uğruna hem kendi hayatını hem de ailesini dolaylı olarak yok eder. Onunki tam bir tükeniştir. Mefistofeles’in Faust için seçtiği ve Faust’un da duygularını ve bedenini sömürdüğü bir kurbandır. Gretchen kurtuluşun Tanrı’nın yanında olacağına inanır. Faust onu ölümden kurtarmaya geldiğinde bir an gidecek gibi olsa da annesinin hayalinin yaptığı işarete uyar. Ölüme gider ve kurtulduğu, bağışlandığı haberi gelir. 

Rolün Konumu

Gretchen rolü, Mefistofeles ve Faust’un ortak alanında yer alır. Bu alan bir uygulama alanıdır. Mefistofeles’in Faust’a vaad ettiği dünyevi zevkler, bu masum kız üzerinden sağlanır. 

Sonuç

Gretchen, Faust ve Mefistofeles arasındaki dramatik aksiyonu şekillendiren bir konumdadır. Başlarda sadece Mefistofeles ile arasında olan karşıtlık zamanla Faust ve ağabeyi ile de kurulur. Bu da metne aksiyonu yönlendiren bir etki sağlar. 

MARTHE

A – Biyolojik özellikleri 

  • Alman

Kadın

  • B- Psikolojik Özellikleri
  • Yalnız. Kocasının dünyayı dolaşıyor. 
  • Kocasının öldüğünü öğrenince, Mefistofeles tarafından kullanılabilir biri oluyor. 

Çöpçatan ruhlu

C- Sosyolojik

  • Evli – Dul

Alt gelir grubuna üye

  • Hıristiyan
  • İşlev: 
  • Marthe rolünün işlevi Faust ile Grecthen’in bulşmasına zemin hazırlamak bir nevi çöpçatanlık yapmaktır. Mefistofeles tarafından kullanılan bir maşa olan Marthe, Gretchen’in karşıt kadın karakteridir. Gretchen’in saflığı anda görülmez.  

İkincil kişiler: 

Wagner 

A – Biyolojik Özellikler: 

  • Alman

Erkek

Genç 

  • B – Psikolojik Özellikler
  • Sorgulayıcı 

Akıldan yana

  • Sağduyulu
  • Faust’un gençlik halini hatırlatıyor gibi.. 

C – Sosyolojik özellik: Öğrenci 

İşlev: Faust’un düşünceli olduğu sahnelerde onun düşüncelerini paylaştığı öğrenci rolüyle sahnede bir diyalog düzeni içinde Faust düşüncelerini anlatabilir hale gelir. 

Valentine 

  • A – Biyolojik Özellikler: 

Alman

Erkek

Genç 

  • B – Psikolojik Özellikler
  • Hristiyan ahlak ve toplum anlayışına sahip

Cesur

Kararlı, onurlu

  • C – Sosyolojik özellik
  • Bir evleri ve kent dışında bir bahçeleri olmasına ve babasında servet kalmasına  rağmen maddi durumları iyi değil
  • Disiplinli bir annesi var. Bir ağabeyi asker.. 
  • Babası ölmüş olduğundan kız kardeşi ve annesinin başında aile reisi durumunda

İşlev: Valentin’in oyun içinde iki işlevi vardır: 

    1. Ağabeyi olarak Gretchen üzerindeki toplum baskısını ona doğrudan yansıtan kişi olmasıyla Gretchen ile arasında bir karşıtlık doğar. 
    2. Düello sonucunda ölmesi Gretchen’in yıkımını güçlendiren bir etki yaratır. 

Lieschen 

  • Bir genç kız olan Lischen’in oyundaki işlevi evlilik dışı hamile kalan Sibylle’in başına gelenleri Gretchen’e anlatarak hem toplumun bu olaya bakışını bir kadın gözüyle ortaya koyar, hem de Gretchen’i bekleyen olaylar hakkında ipucu almamızı sağlar. 

Yan Kişiler: 

Oyundaki yan kişiler kimi zaman bir toplum, kimi zaman bir düşüncenin panoramasını vermek için yerleştirilmişlerdir. Ana aksiyonla doğrudan ilişkileri olmamakla birlikte bu aksiyonun yaşandığı dünya hakkında fikir sahibi olmamızı sağlarlar. 

Meyhanedi gençlerin Mefistofeles’e yaklaşımları ve sonunda geldikleri ürkütücü hal, Mefistefeles’in dramatik kurgu içindeki etkisini güçlendirici niteliktedir. 

Gerçeküstü Kişiler

Oyundaki gerçeküstü kişiler çeşitli yan okumalarla daha çok açılabilir, metne sadece atmosfer değil, anlam bakımından da katkıları olabilecek kişilerdir. Ancak bu detaylandırmadan önce faust’un dğnyasındaki kişiler nasıl bir toplum ve düşünceler fotoğrafı çekiyorsa, gerçeküstü kişiler de Mefistofeles’in dünyasından bize izler sunar. İki dünya kendini seyirciye / okuyucuya bu şekilde tanıtmış olur. 

Alegorik Kişiler

Alegorik kişilerde mimesis düşüncesi üzerinden hareket edemeyeceğimiz için; bu kişiler karşıladıkları anlamlar üzerinden çözülmelidir. 

Shakespeare’yen kişiler

Goethe’nin, Shakespeare’e  olan hayranlığını çeşitli vesilelerle dile getirmiştir. Faust’ta Cadılar sahnesinde görülen Macbeth etkisi, Valpurgis gecesinin sonrasında görülen rüya sahneleri  metinlerarası bir okuma gerektirir. 

OLAY DİZİSİ

Asal Olayların Gelişimi: 

  • Tanrı ile Mefistofeles’in bahse girmesi

Faust’un intihara kalkışması

  • Faust’un Mefistofeles ile karşılaşıp, onun önerdiği pazarlığı kabul etmesi

Faust’un Gretchen’e aşık olması

  • Gretchen’in dindarlığı ve Mefistefeles’den hoşlanmaması

Gretchen’in hamile kalması

  • Valentin’in ölümü
  • Grecthen’in ölüme mahkum edilmesi. 

Replik Durum Değerlendirme Çizelgesi 

Tiyatroda Ön Oyun  (1. Giriş bölümü)

Kişiler:  Tiyatro Müdürü – Ozan – Palyaço

Durum – Atmosfer:  Tiyatroda bir konuşma atmosferi. Toplumsal konular, tiyatro, ozan, ozanın görevi üzerine konuşmaların geçtiği bu bölümde Goethe Tiyatro Müdürü üzerinden kendi görüşlerini eserine katmaktadır.

Tematik Yapı: Sosyal eleştiri

İşlev: Goethe’nin tiyatro üzerinden toplum eleştirisi yaptığı bölümdür.

Gökyüzüne Mukaddime – (2.Giriş bölümü)

Kişiler: Refail – Cebrail – Mikail – Mefistofeles – Tanrı

Durum – Atmosfer: Tanrı ile Mefistofeles’in Goethe üzerine girdiği pazarlığın yapıldığı bu bölüm Faust’un başına neler geleceği konusunda seyircide (okuyucuda) bir merak uyandırır niteliktedir.

Tematik Yapı: Pazarlık

İşlev: Faust’un trajedisinin başlangıcı niteliğinde olup bu trajedinin nasıl gelişip düğümleneceği hakkında ipuçları verir.

Tragedyanın Birinci Bölümü  (Açılış / Büyü sahnesi)

Kişiler: Faust-Ruh-Wagner- Kadınlar korosu-Melekler korosu- Havariler Korosu

Durum – Atmosfer: (Gece) Faust, yüksek tavanlı dar Gotik çalışma odasında kendi sorularına yanıt bulamamanın sıkıntısı içindedir. Akıl yoluyla bulamadığı cevapları büyü yaparak bulmaya çalışmaktadır. 

İç-Dış Aksiyon: Huzursuz ve çaresizdir . Aklıyla cevabını bulamadığı sırlar için büyü yapacak kadar inatçıdır.

Tematik Yapı: İnsanın aklı ve bilgisine rağmen içinde düştüğü derin çaresizlik duygusu. Gelişme arzusu Metafizik dünyada insanın yerinin ne olduğu soruları sorulur. Doğa. 

İşlev: Bu sahne Faust’ın kişiliği hakkında bilgi verir. Aklıyla çözüm bulamadığı soruların hayatını nasıl zindana çevirdiğini ve aradığı cevapları bulma konusundaki ciddiyetini ortaya koyar.  Büyüye yakınlığı verilir. Mefistofeles ile yapacağı anlaşmaya zemin hazırlanır.

Şehir Kapısının Önünde  (Sosyal çevre hakkında serim niteliğinde sahne)

Kişiler: Birkaç çırak, İkinci Grup, İlkleri, İkinci, İkinci Grup, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Hizmetçi, Öğrenci, Kentli kız, Dilenci, Diğer kentli, Üçüncü kentli, Askerler,  Yaşlı kadın, Faust, Wagner

Durum – Atmosfer: Paskalya bayramını kutlanmaktadır. Baharın gelmesinin kutlandığı bu bayramda yaşama dönük bir atmosfer vardır. Güneşin yaşamın kaynağı olarak tanımlandığı bu sahnede doğa ile ilgili referansların sık kullanımı bir uyanışın, bir yenilenmenin de habercisi gibidir. Yakın zamanda tıpkı doğada olduğu gibi Faust’ta da değişiklikler olacaktır.

İç Dış Aksiyon: Köylüler kutlamalar sırasında şarkı söyleyip dans ederler. 

Tematik yapı: Sosyal yapı. Kimlikler. Doğanın düzenindeki karşısında din olgusunun karşılaştırması.

Eğlence ortamı ve kadın-erkek ilişkileri. Doğu-Batı karşıtlığı.

İşlev: Bu sahnede bir sosyal panorama çizilir. Farklı sosyal grupların gündelik hayatları, soysa ekonomik yapı hakkında referanslar verilir. Yaşlı köylünün Faust’un babası hakkında verdiği bilgiler Faust karakterinin çizilmesinde anlamlıdır. Halkın gözünde babası vebaya son veren bir kahramanken, Faust için babası bir katildir. Bu çatışma bilim ve büyü düzlemindeki Faust ile babası arasında bir paralellik kurulmasını sağlar.

Çalışma Odası – (Başkalaşım sahnesi) 

Kişiler: Faust, Ruhlar, Mefistofales

Durum – Atmosfer: Çalışma odası bu sefer zindan olarak tanımlanmaz. Tragedyanın birinci sahnesine göre daha olumlu bir atmosfer vardır. Faust, Tanrı karşısında daha az sorgulayıcı, daha çok kabullenici gibi görünür. Ancak içinde taşıdığı hayal kırıklığının büyüklüğü bir fino kılığına girmiş olan Mefistofeles’in ortaya çıkışına engel olamayacak denli büyüktür. 

İç Dış Aksiyon: Faust içinde insan sevgisi ile tanrı sevgisini hissetmektedir.  Ancak buna tezat bir hayal kırıklığı da yaşar.

Tematik Yapı: Öte dünya kavramı İncil’in çevirisindeki yorum farklılıklarının düşünceye etkisi örneklenir. 

Kuralların önemi tartışılır

İşlev: Mefistofeles, fino kılığında tragedyaya girer. Faust ile anlaşma yaparlar.  Mefistofeles’in gelişiyle Faust çaresiz sorularıyla tek başına mücadele etmekten kurtulup, başka bir zemin üzerinden hayatı okumaya başlayacaktır.

Auerbach’ın Leipzig’teki meyhanesi: (Güç gösterme sahnesi)  

Kişiler: Faust, Mefistofeles, Frosch, Brander, Sichel, Altmayer, Siebel.

Durum – Atmosfer: Bir meyhane atmosferi vardır. “Neşeli insanların içki masası” olarak tanımlanan bu bölümde masadakilerle Mefistofeles arasında gelişen olaylarda halk ile şeytan iç içedir. Halkın, şeytana tereddütsüz yaklaşımı, kötülüğünün farkında olamaması Faust’un körlüğünü işaret eder niteliktedir. Neşenin bir anda kaosa dönüşmesinin ufak bir provası yapılır.

İç –Dış Aksiyon: Mefistofeles meyhane masasında delikler açıp şarap servisi yapar. 

Yere dökülen şarap alev halini alır. Siebel ile Mefistofeles arasındaki tartışma sonucunda masadan çıkan ateşle Altmayer yanar, diğerlerinin burunları kopar.

Tematik yapı: Halkın gündelik konuları. Terk etme, aldatılma ve Mefistofeles tarafından yapılan aldatmaca.

İşlev: Mefistofeles’in insan üstü gücü ortaya çıkar. Bu olağanüstü güçler bir sonraki bölüm olan Cadı Mutfağı’na hazırlık niteliği taşır.

Cadı Mutfağı – (gençleşme sahnesi)

Kişiler: Faust, Mefistofeles, Şebek, Hayvanlar, Cadı

Durum – Atmosfer: Fantastik, gerçeküstü bir atmosferde Faust gençleşirken, Mefistofeles de planını yapmaktadır: Güzel bir kadınla tanıştırmak.  

Tematik yapı: Zayıflıkların serimi. 

İşlev: Faust’un zayıf noktası ortaya çıkar: kadın. Bu gerçek, Faust ile Margaret arasındaki gelişecek olaylara zemin hazırlar niteliktedir.

Cadde – (Tanışma sahnesi)

Kişiler: Faust, Margaret, Mefistofeles

Durum – Atmosfer: Faust ile Mefistofeles arasında bir tehdit yaşanması bakımından ilginçtir. Faust gençleştikten sonra Mefistofeles’i tehdit edebilecek kadar güçlü ve yaşama (aşka) dönük bir profil çizer. 

Tematik yapı: Karşı cinse duyulan çekim.

İşlev: Faust ile Margaret arasındaki etkileşimin başladığı sahne bu ilişkinin gelişimine zemin hazırlayacakır.

Akşam Küçük ve derli toplu bir oda

(Etkileme sahnesi)

Kişiler: Margaret, Mefistofeles, Faust

Durum – Atmosfer: Margaret’in, Faust’tan nasıl etkilendiğini anlatmasıyla başlayan sahnede Margeret’in fakir odasında betimlenen huzur ve mutluluk, başlangıçta Faust’un konforlu odasındaki huzursuzluk ve mutsuzlukla tezat oluşturur iteliktedir. Margaret’te olan, Faust’ta eksik olandır: kendi koşulları içinde huzurlu ve mutlu olabilmek. Bu yüzden Margaret, Faust için yaşamsal değer taşımaya başlar.  

İç – dış aksiyon: Mücevher kutularının verilmesi. Faust’un içindeki heyecanın büyümesi. Margaret’in mücevherler karşısında aklının karışması.

Tematik Yapı: Baştan çıkarma

İşlev: Bu bölümde Margaret, Faust’un zenginliğinden etkilenmeye bir adım daha yaklaşmaktadır.

Gezide (Açıklama sahnesi)

Kişiler: Mefistefeles, Faust

Durum – Atmosfer: Mücevherleri bulan Margaret’in annesinin korkup onları papaza verdiği bilgisi verilir.

İç-Dış aksiyon: Faust düşünceli sonra Margaret huzursuz olduğu için üzgün. Aşık. 

Tematik yapı: Kilise eleştirisi Din (Hristiyanlık) Aşk

İşlev: Margaret’i etkilemek için plan yapılması : Komşusuyla yakınlık kurmak ve yeni mücevherler verip genç kızı etkilemek. Sonraki bölüme zemin hazırlanması.

Komşunun Evi

(2. Etkileme sahnesi)

Kişiler: Marthe, Margaret, Mefistofeles.

Durum: Marthe’nin evinde kocasıyla ilgili gerçekleri açıklayan Mefisto, bölümün başındaki güçsüz halinden güçlüye, aldığı haberler karşısında sarsılan Marthe ise güçlüden güçsüze dönüşerek Mefistofeles’in isteklerini yapacak biri haline gelir.

İç – dış aksiyon. Kocasının ölüm haberini alan Marthe ağlar.

Tematik yapı: Evlilik. Zenginlik. Güç. Sadakat. Aşk

İşlev: Metiftofeles, bir güç gösterisi yaparak Marthe’nin kocasının ölüm haberini verir. Güçsüzleşen Marthe, Mefisto ile anlaşır. Kocasının Padua’da gömülü olduğu şahitliğine karşılık Margaret ile Faust’u karşılaştıracaktır.

Cadde

(Pazarlık sahnesi)

Kişiler: Faust, Mefistofeles.

Durum: Faust ile Mefisto arasında sürtüşmelerin baş gösterdiği bir bölümdür. Yalancı şahitlik yapmak istemeyen Faust, Mefisto’yu yalancılıkla suçlar. Ancak margaret’i elde etmek için onunla bir kez daha uzlaşacak ve “mecbur olduğu için” denileni yapacaktır.

İç – dış aksiyon: Faust Mefisto’yu suçlar, ama dediğini de yapar.

Tematik yapı: Yalancılık. Çıkarcılık

İşlev: Bu bölüm Margaret ile Faust’un karşılaşmasının garantisi niteliğindedir.

Bahçe

Romantik Sahne.

Kişiler: Margaret, Faust, Marthe, Mefistofeles

Durum: Bahçede geçen bu sahnede romantik bir atmosfer vardır. Bu atmosfer Margaret’in din kavramı üzerine soruları ve Mefistofeles’den duyduğu rahatsızlığı dile getirmesiyle üstü kapalı gerçeklerin  verdiği rahatsızlıklar olduğunu ortaya koyar. 

İç – dış aksiyon: Margaret- çiçek falı

Tematik Yapı: Din, Aşk, Gençlik-İhtiyarlık

İşlev: Margaret’i tanımamıza yarayan bu bölümde öğrendiklerimiz onun final eylemini anlamamızı sağlar niteliktedir.

Küçük bir bahçe klübesi

Aşkın itirafı sahnesi

Kişiler: Margaret, Faust, Marthe, Mefistofeles

Durum: Az önceki romantik atmosferin geliştiği bir bölümdür. Aşıklar kısa bir an yalnız kalıp öpüşürler. Bu kısa sahne bu iki kişi arasında bir ilişkinin başlamış olduğunu haber verir. 

İç dış aksiyon: Margaret ve Faust  aşıktır.

Tematik yapı: Kendine neden aşık olunduğu yönünde soruların varlığı

İşlev: Margaret’in aşkını ilan ettiği bu sahnede, Faust’dan karşı koyamayacak kadar etkilendiği anlaşılır.

Orman ve Mağara

(Pişmanlık sahnesi)

Kişiler: Faust, Mefistofeles.

Durum: Faust mağaranın karanlığında kendisine dilediklerini yaşama izni veren yüce Ruh’a şükretmektedir. Margaret’e büyük bir aşka bağlıdır ancak onun dünyasını alt üst ettiğinin bilincinde olup bundan pişmanlık duymaktadır. Faust, bu bölümde hiç olmadığı kadar insandır. Margaret’in sevgisi ona insan olduğunu hatırlatmış, yaptıklarını sorgulamasına neden olmuştur.

İç – dış aksiyon: Faust hem şükran hem de pişmanlık duyguları taşımakta.

Tematik yapı: Sorgulama, Aşk, Kader

İşlev: Sorgu ve kaçış içindeki Faust’un içindeki insanın ölmediğinin ortaya çıkması ve mefistofeles’le aralarındaki tartışma, aralarındaki ilişkinin zedelendiği, güvenin güvensizliğe dönüştüğünü haber verir niteliktedir. Bundan sonrası için merak duygusu uyandırılır.

Margaret’in Odası

(Aşk acısı sahnesi)

Kişiler: Margaret

Durum: Margaret çıkrık başında yalnızdır ve kendi kendine konuşarak çektiği aşk acısını ve özlemi dile getirmektedir. Artık huzursuzdur, hayatının tadı kaçmıştır.. Bunlara sahip olabilmesi için faust’a yakın olması gerekmektedir.

İç – dış aksiyon: Margaret aşktan harap olmuş, özlem dolu bir aşık

Tematik yapı: Aşk acısı ve aşığa duyulan özlem.

İşlev: Margaret’in aşkının tutkuya dönüştüğünü belli eden kısa bir bölümdür.

Marthe’nin Bahçesi 

(Sorgu sahnesi)

Kişiler: Margaret, Faust

Durum: Margeret’in Faust’un Hıristiyanlığı hakkındaki soruları, Faust ile Margaret’in din konusunda farklı yaşantıları olduğu gerçeğini ortaya koyar. Margaret için Hıristiyan geleneklerine uygun ve Tanrı inancı ile yaşamak önemlidir. Mefistofeles’den nefret ettiğini açıkça dile getirir.  Aralarındaki ilişkinin annesi tarafından bilinmediği belirtilir.  Bunun üzerine Faust, geceleri de beraber olabilmeleri için annesi uyutmak üzere bir iksir (zehir) verir.  Din sorgusu sırasında güçlü olan Margaret, annesine iksirden verme konusunda sevgilisi için her şeyi yapabileceğini belirterek  kendisinin de anlamadığı bir boyun eğme içindedir. Onun sahneden çıkışıyla Mefistofeles içeri girer ve Faust ile arasında Margaret üzerinden bir tartışma yaşanır. Kızın, Faust’u kandırdığını söyleyen Mefistofeles’e “çamur ve ateşin hilkat garibesi” (s.149) diyen Faust’un tavrı sevgilisinden yanadır.

İç – dış aksiyon: Din sorgusu sırasında Margaret sorgulayıcıdır.

Birlikte olmak isteğinin şiddeti kızın annesini iksirle uyutacak kadar güçlüdür. Faust bu bölümde Margaret’e iksir verir.

Tematik Yapı: Din. Tanrı inancı. Aşıkların bir arada olma arzuları.

İşlev: Bu bölümde Margaret ile Faust’un din konusundaki farklılıklarının altı belirgin biçimde çizilir. 

Margaret’in annesini uyutacak zehir kadının ölmesine neden olacak ve Margaret’in ıkıma giden yolunu hazırlayan bir araç işlevi görecektir.

Çeşme Başında

(Dedikodu sahnesi )

Kişiler: Margaret, Lieschen

Durum: İki genç kızın çeşme başında evlenmeden hamile kalan Sibylle hakkındaki konuşmalarından toplumun bu olaya nasıl baktığı anlaşılır. Margaret’in Faust önceki tavrı Lieschen ile verilir. Faust sonrasındaki tavrı ise günahkar olduğunun bilincinde olan ama bundan değil, vakti zamanında bu durumda olan başka kızların arkasından konuştuğu için pişmanlık duymaktadır.

İç – dış aksiyon: Sibylle ile aynı durumda olan Margaret kıza acırken, Lieschen kızın hak ettiğini yaşadığını söyleyerek toplumun bakış açısını dile getirir.

Tematik Yapı: Evlenmeden çocuk yapan kadının toplum içindeki durumu.

İşlev: Margaret’in hamile olduğu ortaya çıkar. Sibylle’in başına gelenlerin anlatılması, Margaret’i nelerin beklediğinini işareti niteliğindedir.  Bu sahnede Margaret aşkı uğruna  bir günahkar olmuştur. Bunun bilincindedir.

Hisar içi

(Bağışlanma isteği sahnesi)

Kişiler: Margaret

Durum: Sabaha kadar uyumayıp ağlamış olan margaret, “utançtan ve ölümden” kurtarması için Meryem anaya dua eder, yalvarır. Bağışlanmak ister.

İç – dış aksiyon: Margaret, Mater Dolorasa’nın heykeli önüne çüçekler koyup af diler. Pişmanlık ve bağışlanma isteği ile doludur.

Tematik yapı: Bağışlanma isteği. 

(İnanç sistemi içinde temize çıkma isteği)

İşlev: Bu bölümde Margaret  Faust’un adını hiç anmaz. Bir önceki bölümde duymadığı pişmanlığı burada fazlasıyle duyar ve bağışlanmak ister. Bu bölümden sonra Faust ile inancı arasında seçim yapmak durumunda kalacak olsa seçiminin inancından yana olacağı verilir.

Gece. Gretchen’in kapısının bulunduğu cadde

(Cinayet sahnesi) 

Kişiler:  Valentin, Asker, Faust, Mefistofeles, Mathe, Margaret ve Halk

Durum: Valpurgis gecesinden iki gece önce- (Mefistofeles’in sözlerinden anlaşılır) Valentin, düştüğü durum nedeniyle kardeşinden utanmaktadır. Onu bu duruma düşüren Faust’la karşılaşınca saldırır. Mefistofeles’in kışkırtmasıyla kavgaya girişen Faust, Valentin’i öldürür.

İç – dış aksiyon: Valentin utanç dolu. Mefistofeles kışkırtıcı. Faust itaatkar.

Tematik yapı: Toplumun bakış açısının aile içine yansıması ve bu itkiyle girişilen kavga.

İşlev: Valentin’in ölümü Margaret’in yıkımının diğer adımıdır. Aşkı nedeniyle önce annesini, şimdi de ağabeyinin ölümüne neden olan Margaret Faust’un evreninden daha da uzaklaşacaktır.

Katedral

(Ayin (ağıt) sahnesi) 

Kişiler: Margaret, Kötü Ruh, Koro

Durum: Kilise orgu ve koronun söylediği Dies Irae ağıtı ile ortamda ağır bir ağıt havası vardır. Bu bölüm Margaret’in simgesel ölümü olarak değerlendirilebilir.

İç – dış aksiyon: Pişmanlık içindeki Margeret bu bölümün sonunda bayılır.

Tematik Yapı: Katolik kilisesinin ahlak anlayışı dışına çıkan bir insanın ölmüş sayılacak kadar dışlanmasının konu edildiği bir bölümdür.

İşlev: Birkaç bölüm önce yönelişini Faust’tan yana değil, dini inançlarından yana koyan Margaret’in bu inanç tarafından bağışlanıp bağışlanmayacağı konusunda bir ön hazırlama niteliğindedir. Margaret’in sonu konusunda merak uyandıran bir sahne olarak yorumlanabilir.

Valpurgis Gecesi

(Fantastik sahne (Germen))

Kişiler: Faust, Mefistofeles, Aldatıcı Işık, Cadılar korosu, Koro, Ses, Büyücüler, Yarı cadı, General – Bakan- Yeni Zengin – Eskici – Güzel cadı-Yaşlı Cadı- Proktofantazmcı

Durum: Germen mitolojisinde Harz dağlarında senede bir kere yapılan Valpurgis gecesinde geçen bu bölümde çok yoğun bir atmosfer vardır. Goethe Romantik dönem Alman toplumundan kişileri de bu sahneye yerleştirerek iki dünyayı iç içe geçirmiştir. Mefistofeles Antik Yunan dünyasının bir parçası olmadığı için bu dünyada kendini yabancı gibi hisseder. (“Benim gibi biri için bile fazlasıyla çılgın bir ortam” s.170) Fantastik motiflerle yüklü bir bölümdür.

İç – dış aksiyon: Cadıların dans sahnelerinin olduğu hareketli bir bölümdür. Koro şarkısı yer alır. Bu bölümde Mefistofeles birden çok yaşlanmış görünür.

Tematik Yapı: Mitolojik dokuya yerleştirilmiş olan eski-yeni, gençlik-yaşlılık, kıyamet günü, zamana ayak uydurma  gibi konular ele alınır. 

İşlev: Valpurgis gecesinde Mefistofeles, Faust’u yeniden birileriyle tanıştırma niyetindedir. Ancak Medusa’yı Margaret sanan Faust’un sevgilisine duyduğu aşkın hala devam ettiği anlaşılır. Faust ile Margaret’in bir kez daha karşılaşacakları zemini hazırlanır.

Valpurgis Gecesi Rüyası ya da 

Oberon ve Titania’nın altın evlilik yıldönümü – Perdearası

(Rüya yorumu  sahnesi)

Kişiler: Tiyatro yönetmeni, Herold, Oberon, Puck, Ariel, Titania

Orkestra, Henüz oluşan tin, Meraklı yolcu, Sevgililer     Ortodoks, Kuzeyli Sanatçı, Pürist, Genç Cadı, Kibar Fahişe, Orkestra şefi, Rüzgar Gülü, Hicivli şiirler  Hennings – Musaget – Sabık ‘Zamanın Dehası’ – Turna Kuşu – Dünya çocuğu – Dansçı – Koreograf – Kemancı – Dogmacı – İdealist – Realist – – Metafizikçi – Kuşkucu – Çevikler – Hantallar – Kuyruklu yıldız – Şişmanlar

Tematik Yapı: Evlilik- Kadın erkek ilişkisine yönelik saptamalarla başlayan sahne Valpurgis rüyası gören farklı düşüncedeki insanların yorumlarını içerir.  

İşlev: Aynı olay karşısındaki düşünce çeşitliliği ile bir toplum panoramasını çizmek.

Kapalı bir gün tarla

(Tartışma ve yeni vaat sahnesi) 

Kişiler: Faust, Mefistofeles

Durum: Bu bölümün hemen başında Faust ile Mefistefeles arasındaki denge tamamen bozulmuştur. Bir tartışma atmosferinde şekillenen  bölümde Mefistofeles’in,  Faust’u Margaret’in yanına götürüp, zindancıyı etkisiz hale getirerek kaçmalarını sağlama önerisi Faust için umudun yeni kapısı olur.

İç – dış aksiyon: Faust, Mefistefeles’e karşı öfke, Margaret’e karşı acıma ve pişmanlık duygularıyla doludur.

Tematik yapı: Aklın sınırlarının geldiği son nokta Faust’un Mefistofeles ile girdiği pazarlıktan pişmanlık duyması ile çizilmiş olur. Ancak bu sınır Mefistofeles’in yeni bir vaadıyla yeniden ötelenecektir. Akıl bir kez daha isteklerin gücü karşısında tutulma yaşayacaktır.

İşlev: Mefistofeles’in yeni önerisi tragedyanın birinci bölümünün son sahnesi olan Zindan sahnesinde  Faust ile Margaret’in son kez karşılaşmalarına zemin hazırlayan bir işlevi vardır.

Gece, açık arazi

(Bilgilendirme sahnesi ) 

Kişiler: Faust, Mefistofeles

Durum: Margaret’in tutulduğu zindana giderken uzaktan cadıların esrarengiz bir kutsama yapmalarına şahit olurlar. 

İç – dış aksiyon: Her ikisi de siyah atlarla fırtına gibi gidiyorlardır.

Tema: Korku

İşlev: Cadıların eylemi hakkında bilgi verir niteliktedir.

Zindan

(Final Sahnesi)

Kişiler: Faust, Margaret, Ses

Durum: Margaret’i aklını kaçırmış, Faust’u ise tedirgin bulduğumuz bu sahnede yoğun duygusal atmosfer vardır. Margaret, cehennemden gelen sesleri duyduğunu iddia eder. Şeytan’ın korkunç gürültüleri kulaklarında yankılanmaktadır. Faust’un sesini duyar ama ilk önce onu tanımaz. Sonra hatırlar ve ilişkilerinin ilk günlerini hatırlayarak mutlu olur. Burası mutlu bir kavuşma anı gibi çizilmiştir. Faust’un gitme teklifini reddeder. Annesini öldürenin de, çocuğunu suda boğanın da kendisi olduğunu söyler. Bu ağır gerçekler nedeniyle gelecek için hiç umudu yoktur. Peşini bırakmayacaklarından, yeni bir hayat kuramayacağından da emindir. Bir ihtimal olarak bile düşünemez. İlahi adalete teslim olur.

İç – dış aksiyon: Başta Margaret ile karşılaşma konusunda çekingen. Margaret aklını kaçırmıştır. Ölümü beklemektedir. Korku (Margaret) ve pişmanlık (Faust) duyguları yoğundur.

Tematik Yapı: Ölüm, pişmanlık, gerçekle yüzleşme, toplumun değer yargıları.

İşlev: Margaret’in ölümünün (kurtarılmasının) verildiği final sahnesidir.

Prodüksiyon Dramaturgisi İçin Birkaç Öneri 

Faust, yaşam boyu yazılan bir eser olduğuna ve Goethe’de eserleri kurarken otobiyografik parçalardan sıkça yararlandığına göre, Faust, dikkatli hazırlanmış bir Goethe biyografisi ile birlikte okunmalıdır. Yaptığım okumaların hiçbirinde Goethe’nin babasından bahsetmediğini ve babasının çok disiplinli biri olduğu bilgileri ile metne baktığımda, Faust ve babası arasındaki ilişkinin de incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Hıristiyanlıktaki Baba, Oğul, Kutsal Ruh, kavramları metinde Tanrı ile Mefistofeles, Faust ile Mefistofeles, Faust ile babası üzerinden düşünüldüğünde psikanalitik bir yorum yapılması için alan açabilir. 

Bir diğer öneri olarak Faust’u içinde bulunduğumuz çağda yeniden aynı sorunlar içinde tasarlamak çok mümkün olduğundan (Marshall Berman, Katı Olan Herşey Buharlaşıyor adlı çalışmasında Modernizm ve Kapitalizmi Faust okuması üzerinden yaptığı açılımlar bu yorum için çok yararlı olacaktır) günümüzde geçen bir Faust, Mefistofeles karşıtlığı kurulabilir. Mefistofeles fantastik bir figür olarak düşünülebilir (ki bu seçimin metni renkli kılacağını düşünüyorum) ya da simgesel bir anlatım tercih edilebilir. Bunun yanı sıra çok gerçekçi bir tasarım yapmakta mümkündür: Mefistofeles’i vaatlerle insanları kandıran biri olarak konumlama yoluyla yapılabilir; Falcı, psikolog (bu tercihte dikkatli olunması gerekir. Psikiyatri bilimini örselememek için kişilik özelliklerinde bozukluklar yapılmalıdır), vb.

Son olarak, Gretchen kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Onun üzerinden bir feminist söylem geliştirilebilir. 

BAHAR AKPINAR

 

Kaynaklar: 

  • Prof. Dr. N.Burçoğlu – 1900-1983 Yılları Arasında Türkçe’de Goethe ve Faust Tercümeleri Üzerine Bir İnceleme, T.C. İstanbul Üniversitesi  Sosyal Bilimler Enstitüsü Edebiyat fakültesi, Türkoloji Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul, 1984
  • Marsahll Berman, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İletişim Y., İstanbul, 2010
  • Arnold Hasuer , Sanatın Toplumsal Tarihi, Cilt 2, Deniz Kitabevi, Ankara 2006
  • Johann W. Goethe, Faust, Çev:Nihat Ülner,  Öteki Yayınları, Ankara 1993
  • Prof. Dr.Gürsel Aytaç, Goethe, Say Yayınları, İstanbul 2006,
  • Johann Peter Eckermann, Goethe ile Konuşmalar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007
  • Nuran Özyer, Goethe’nin RenkKuramı” Eserinde Saklı Olan Düşünceler, Batı Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, Bahar 1979,
  • Walter Benjamin, Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010

Basılı olmayan kaynak :

http://www.goethezeitportal.de/index.php?id=1666

Kaynakça:

1 Marsahll Berman, Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor, İletişim Y., İstanbul, 2010, s.61

2 Prof. Dr. Nedret Kuran Burçoğlu – 1900-1983 Yılları Arasında Türkçe’de Goethe ve Faust Tercümeleri Üzerine Bir İnceleme, T.C. İstanbul Üniversitesi  Sosyal Bilimler Enstitüsü Edebiyat fakültesi, Türkoloji Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul, 1984 , ss.54-60

3 Agy. s.8

4 Prof. Ömer Faruk Akün, Faust İstanbul Şehir Tiyatrosunda, Cumhuriyet gazetesi, 8 Ekim 1949 Aktaran: Prof. Dr. N.Burçoğlu – 1900-1983 Yılları Arasında Türkçe’de Goethe ve Faust Tercümeleri Üzerine Bir İnceleme, T.C. İstanbul Üniversitesi  Sosyal Bilimler Enstitüsü Edebiyat fakültesi, Türkoloji Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul, 1984 , s.52

5 Lütfi Ay, Faust Devlet Tiyatrosunda, Ulus Gazetesi, 19 Ekim 1949 ve Lütfi Ay, “Şehir Tiyatrosunda Faust”, Cumhuriyet Gazetesi, 8 Ekim 1949 Aktaran: Prof. Dr. N.Burçoğlu – 1900-1983 Yılları Arasında Türkçe’de Goethe ve Faust Tercümeleri Üzerine Bir İnceleme, T.C. İstanbul Üniversitesi  Sosyal Bilimler Enstitüsü Edebiyat fakültesi, Türkoloji Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul, 1984 , s.52

6Arnold Hasuer , Sanatın Toplumsal Tarihi, Cilt 2, Deniz Kitabevi, Ankara 2006, s.85

7 Prof. Dr. N.Burçoğlu – 1900-1983 Yılları Arasında Türkçe’de Goethe ve Faust Tercümeleri Üzerine Bir İnceleme, T.C. İstanbul Üniversitesi  Sosyal Bilimler Enstitüsü Edebiyat fakültesi, Türkoloji Bölümü, Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı, İstanbul, 1984 , s.61

8 Johann W. Goethe, Faust, Çev:Nihat Ülner,  Öteki Yayınları, Ankara 1993, s.51

9 Prof. Dr.Gürsel Aytaç, Goethe, Say Yayınları, İstanbul 2006, s.24

10 Johann Peter Eckermann, Goethe ile Konuşmalar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007, s.173

11 Agy. s.161

12 Bkz: Prof. Dr.G. Aytaç, Goethe, Say Yayınları, İstanbul 2006, ss.20-21

13 Prof. Dr.G. Aytaç, Goethe, Say Yayınları, İstanbul 2006,s.23

14 Prof. Dr.G. Aytaç, Goethe, Say Yayınları, İstanbul 2006, 27

15 Nuran Özyer, Goethe’nin RenkKuramı” Eserinde Saklı Olan Düşünceler, Batı Edebiyatı Araştırmaları Dergisi, Bahar 1979, ss.99-104

16Johann Peter Eckermann, Goethe ile Konuşmalar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007, s.128

17Görsel için Bkz. http://www.goethezeitportal.de/index.php?id=1666

18 Johann Peter Eckermann, Goethe ile Konuşmalar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007 ss.176-177

19 Agy, s.178

20 Görsel için Bkz. http://www.goethezeitportal.de/index.php?id=1666

21 Johann Peter Eckermann, Goethe ile Konuşmalar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007, s.93

22 Walter Benjamin, Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010, s.175

20 Agy. s.177

24 Prof. Dr. N.Burçoğlu – Agy, , s.86

25 Johann Peter Eckermann, Goethe ile Konuşmalar, Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007, s.173

26 Agy. s.173

27 Agy. s.172

28 Agy. s