Bahar Akpınar yazdı: “Faust Dramaturgisi”

Bahar Akpınar
4,8K Okunma

Modern burjuva toplumu, böylesine devasa üretim ve 

mübadele araçlarını bir araya getirebilmiş olan bu toplum, 

tılsımlarla çağırdığı yer altı güçlerini artık kontrol 

edemeyen bir büyücüye benziyor.

Komünist Manifesto

Hey Tanrım!… Uzun saçlı bebeler kontrolü kaybettiler!

1945 temmuz’unda ilk atom bombasının patlamasından 

sonra Alamogordo, New Mexico’daki bir subayın sözleri

İşimiz bitmeden önce ya Tanrı ya da Şeytan’la karşılaşmaya 

mahkum bir faust çağındayız ve otantik olanın kaçınılmaz

 cevheri bu kilidin tek anahtarı.

Norman Mailer, 1971

 

Faust Dramaturgisi 

Johann Wolfgang von Goethe

Bahar Akpınar

Nisan, 2010

 

A – Kimlik Çözümlemesi 

Oyunun Adı: Faust (Tragedyanın Birinci Bölümü)

Yazıldığı Yıl: 1797 – 1801; 1806

Bölümlenmesi: İlk iki giriş bölümüyle toplam yirmi yedi bölüm. 

Başlığın tam çevirisi: Faust

Türkçe’ye çeviren: Nihat Ünler

Konu:

Goethe, eski bir halk söylencesi olan Faust’un hikayesini karmaşık bir yapıda ele alır. Giriş kısmında yer alan “Gökyüzüne Mukaddime” bölümünde Mefistofeles, Tanrı ile bir pazarlığa girerek en gözde kulu olan Faust’u tanrı yolundan döndüreceğini iddia eder. Birinci bölümde ise yaşlı bir doktor olan Faust, tıp, hukuk, ilahiyat gibi pek çok konuda bilgi sahibi olmasına karşın doğa, yaşam konusunda cevap bulamadığı soruların peşine düşmek için büyüye başvurur. İnsan üstü güçlerle kurduğu ilişkide Mefistofeles ile bahse girer. Bahse göre Mefistefeles ona dünyada her istediğini yapmak üzere hizmet edecektir. Karşılığında Faust cehennemde Mefistofeles’in hizmetinde olacaktır. Bu pazarlık Faust’un dünya üzerinde sonsuza kadar kalmak isteyeceği bir anın sağlanması üzerine kurulmuştur. Çünkü tam da o anda ölecek ve öte dünyada Mefistofeles’e hizmet etmeye başlayacaktır. Bir büyü ile Faust’un gençleşmesini sağlayan Mefistofeles, birkaç gezinti sonrasında onu Margaret ile karşılaştırır. Genç kızın komşusu Marthe’nin üzerinde bıraktığı etki ile Faust ile Margaret’in tanışmalarını sağlar. Bu planlarla başlayan ilişki geliştikçe Margaret’in dünyası alt üst olur. Faust’la buluşabilmek için annesini uyutmak isterken onun ölümüne sebep olur. Hamile kalıp, evlilik dışı çocuk yapar. İffetli ve örnek bir genç kızdan, herkes tarafından arkasından konuşulan toplumun ahlak anlayışına ters düşen biri konumuna düşer. Bu utanç, ağabeyinin Faust ve Mefistofeles ile kavga edip ölmesine neden olacaktır. Sonunda Margaret ölümü beklediği zindanda aklını kaçırmış olarak dilediği nihai kurtuluşu yaşar. Yukarıdan, Cennet’ten onun kurtulduğu sesleri gelir. Faust’a derin bir aşk acısı, büyük bir pişmanlıkla baş başa kalır. Ancak Faust ile Mefistefeles’in bahsi henüz sonuçlanmamıştır. 

Kişiler:

1. Giriş Bölümü (1. Prolog): Tiyatro Müdürü, Ozan, Palyaço, 

2. Giriş Bölümü (2. Prolog): Refail, Cebrail, Mikail, Mefistofeles, Tanrı

Tragedyanın Birinci Bölümündeki Kişiler :

Faust, Mefistofeles, Margaret, Marthe, Valentine, Ruh, Wagner, Kadınlar Korosu, Melekler Korosu, Havariler Korosu, Birkaç çırak, Hizmetçi, Öğrenci, Kentli Kız, Dilenci, Diğer Kentli, Üçüncü Kentli, Askerler, Wagner, Yaşlı Köylü, Ruhlar, Frosch, Brander, Sichel, Altmayer, Siebel, Şebek, Hayvanlar, Cadı, Lieschen, Valentin, Asker, Halk, Kötü Ruh, Koro, Aldatıcı Işık, Cadılar Korosu, Koro, Ses, Büyücüler, Yarı Cadı, General, Bakan, Yeni Zengin, Eskici, Güzel Cadı,Yaşlı Cadı, Proktofantazmcı, Tiyatro Yönetmeni, Herold, Oberon, Puck, Ariel, Titania, Orkestra, Henüz oluşan tin, Meraklı yolcu, Sevgililer, Ortodoks, Kuzeyli Sanatçı, Pürist, Genç Cadı, Kibar Fahişe, Orkestra şefi, Rüzgar Gülü, Hicivli şiirler,  Hennings, Musaget, Sabık ‘Zamanın Dehası’, Turna Kuşu, Dünya çocuğu, Dansçı, Koreograf, Kemancı, Dogmacı, İdealist, Realist, Metafizikçi, Kuşkucu, Çevikler, Hantallar,  Kuyruklu yıldız, Şişmanlar.

İlk Oynanışı: 24 Mayıs 1819, Monbijou Kalesi, Berlin. 

Türkiye’deki Belli Başlı Temsilleri: 

  • 1936 – İstanbul Şehir Tiyatrosu 

Yöneten: Muhsin Ertuğrul

Faust: Talat Artamel

Mefistofeles: Sami Ayanoğlu

Wagner: İbrahim Delideniz

Margaret: Cahide Sonku

  • 1946 – Ankara Tatbikat Sahnesi (Halkevi)

Yöneten: Karl Ebert

Faust: Cüneyt Gökçer 

  • 1949 – İstanbul Şehir Tiyatrosu (Goethe’nin 200. Doğum yıldönümü şerefine)

Yöneten: Muhsin Ertuğrul

Faust: Talat Artamel

Mefistofeles: Sami Ayanoğlu

Wagner: İbrahim Delideniz

Margaret: Cahide Sonku

  • 1949 – Ankara Devlet Tiyatrosu (Goethe’nin 200. Doğum yıldönümü şerefine)

Yöneten: Renato Mordo

Faust: Nuri Altıok

Mefistofeles: Cüneyt Gökçer

Margaret: Yıldız Kenter

Dekor: Turgut Zaim

 

Prof. Dr. Nedret Kuran Burçoğlu, 1984 yılında verdiği “1900-1983 Yılları Arasında Türkçe’de Goethe ve Faust Tercümeleri Üzerine Bir İnceleme” konulu doktora tezinde Faust’un Türkiye’de sahnelendikleri zamanlara ait bilgilere yer verir. O dönemde yayınlanmış çeşitli makaleleri tarayan Burçoğlu, sahnelenme detaylarını şöyle belirtir: 

İstanbul Şehir ve Ankara Devlet Tiyatroları’ndaki Faust temsilleri arasında yorum, mizansen, dekor ve oyun açısından farklılıklar göze çarpar. (…) 1949 yılında Türkiye’de sahneye konan her iki Faust temsiline de zemin teşkil eden eser, Goethe’nin Faust’unun Paul Mederov tarafından sahneye konulabilecek şekilde derlemesidir ki; bu eser 1935 yılında Seniha Bedri Göknil tarafından Türkçe’ye tercüme edilmiş ve eserin 1936’daki temsiline de kaynak teşkil etmiştir. Ancak eser çeşitli rejisörler tarafından farklı şekilde yorumlanmıştır. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun rejisörü, Muhsin Ertuğrul, bu 30 tablodan müteşekkil eseri, oyunun ana karakterleri etrafında başarılı bir şekilde teksif ederek 20 tabloya indirmiş, bu arada ‘Tiyatroda Ön Temsil’ sahnesini kaldırmıştır. Aynı rejisörün 1936’da eseri ilk defa sahneye koyarken hazırladığı reji 22 tablodan meydana gelmekteydi. 

Devlet Tiyatrosu’nun rejisörü Renato Mordo ise aynı eseri esas almakla beraber uygulamaya farklı bir yorum getirmiş ve eseri 18 tabloya indirmiştir. Fakat bu kısaltmayı yaparken önemli bazı replikleri çıkarmak zorunda kaldığından eserde bazı kopukluklara sebep olmuştur. Bu kopukluklar aktörlere de yansımış ve oyunda yer yer tutukluklar göze çarpmıştır. Diğer yandan oyunu kısaltma endişesi tabloların yıldırım süratiyle değişmesine ve aktörlerin birbirlerinin cevaplarını beklemeye tahammülsüzlük göstermelerine yol açmış eserin sahneye konuşuna bir telaş hakim olmuştur. Bu arada eserin sanat tarafı ihmal edilmiş, sadece birbiri ardına olaylar sergilenmiştir. Fakat, bütün bu telaşa rağmen eser, 2,5 saat sürmüştür.

İstanbul Şehir Tiyatro’sunun temsilinde de bazı sahnelerin çıkartılması kopukluklar yaratmıştır, buna örnek olarak ‘şehir kapısının önündeki bazı konuşmalar’ verilmektedir. Buna mukabil İstanbul’daki bu temsilde eserin ruhunun zedelendiği konusunda bu konuda makaleleri olan münekkitler hemfikirdirler. Şehir tiyatrosu’nda döner sahne imkanlarından faydalanılmış, dekor ve mizansendeki ufak tefek aksaklıkların haricinde, Faust’un havası verilebilmiştir. Dekorda sayılan aksaklıkların başında, ‘Gökte Prolog’ kısmının ve ‘çalışma odasının’ atmosferidir ki; bu konuda Faust’un ortaçağ kasvetini yansıtan gotik stildeki dar ve karanlık çalışma odasının havasının layıkıyla verilemediği söylenmektedir. 

Mizansende yapılan bir değişiklik de tenkitlere maruz kalmıştır. Bu değişiklik şudur; kilise sahnesindeki Margarete’nin içini kemiren ruh, karalar giymiş bir kadın halinde sahnede görünmüş ve sonra Mephisto’yla birlikte düşüp bayılmıştır. Bu sahne münekkitler tarafından değişik bir yorum kabul edilip beğenilmekle beraber, karalar giymiş olan kadının sonradan bayılması yanlış bir yorum olarak değerlendirilmiştir. Aynı hatalı yorum Devlet Tiyatrosu’nun Faust temsilinde de yapılmıştır. 

Bu sahnelenmelere ek olarak, Goethe’nin Urfaust adlı eseri 1998-1998 sezonunda İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda Türkiye prömiyeri yapılmıştır.  2003 yılında İzmir Devlet Opera ve Balesi Charles Gounod’un Goethe’nin eserinden uyarladığı Faust Operası, Mehmet Ergüven rejisi ile sahnelenmiş, başrolleri, Aydın Uştuk, Fırat Yalçınkaya, Arses Yıldızca ve Tevfik Rodos oynamışlardır.

Basındaki Yankıları: 

Faust’un ‘sahneye konmaktan çok okunmak için’ yazılmış olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nedret Pınar Kuran, sahneye konma sırasında eserin gerek felsefi, gerekse derinlik anlamında çok şey kaybedeceğini belirtir. Faust, sahneye konma güçlükleri nedeniyle ilk bölümü basıldıktan yirmi bir yıl sonra sahnelenebilmiş, her iki bölümün sahnelenmesi ise Goethe’nin ölümünden kırk üç yıl sonra yapılabilmiştir. 

Prof. Dr. Ömer Faruk Akün, Faust’un 1949 yılında Türkiye’de dördüncü kez sahnelenmesi üzerine kaleme aldığı bir makalede, eserin içindeki olayların, tiyatronun zaman ve mekan olanaklarının çok üzerinde olduğuna dikkat çekerek yönetmenin karar vermesi gereken konuların altını çizer:

Bu durumda rejisörü verilmesi zor bir karar beklemektedir: ya eseri, kısaltmalar yaparak vak’a ve kahramanın şahsiyeti etrafında teksif etmek, birbiri ile ilişkili sahneleri birleştirmek ki; bu durumda eser hayli şey kaybedecektir, ama sahne için münasip bir duruma konmuş olacaktır veya eseri bütün mana ve teferruatı ile verecektir ve bu durumda tiyatro mahkum edilmiş olacaktır, seyirciler tablo ve dekor değişmeleri ile saatlerce oyalanmış olacaklardır. 

Burçoğlu’nun çalışmasında Lütfi Ay’ın yorumlarına da yer verilir. Ay’a göre bizim seyircimiz “kelimeden çok dekora, mizansene ve aktörlerin oyununa takılmakta, eserin derinliğini kavrayabilmesi ve ihtiva ettiği fikirlere nüfus edebilmesi mümkün olmamaktadır”. 

Bu değerlendirmelerde seyircinin Faust hikayesine olan uzaklığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Avrupa edebiyatında herkesçe bilinen bir halk söylencesi olan Faust, 1587’de, Johann Spiess tarafından Faustbuch adı altında, bir yıl sonra da Christopher Marlowe tarafından  Doctor Faustus adı altında kaleme alınarak bir söylence olmaktan çıkmış, yazılı bir edebiyat ürününe dönüşmüştür. 

B – Ortam Çözümlemesi 

On sekizinci yüzyıl, Avrupa tarihinin dönüm noktalarını oluşturan tarihi olayların, düşünce biçimlerinin, toplumun yeniden yapılanmasının gerçekleştiği önemli bir zaman dilimidir. Hauser, “On sekizinci yüzyılın romantik akımı, toplumsal açıdan, tüm Avrupa için çatışmalarla dolu bir hadisedir” der. Bu dönem Avrupa’sında Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi ile ortaya attığı düşünce sistemi klasik kurulu düzenin ve aklın yönetimine karşı duygusal olanı yüceltmiştir. Kişisel erdem ve bağımsız vicdanın öne çıktığı bu düşünce Fransız Devriminin oluşmasına zemin hazırlamış, İnsan Hakları Bildirisi’nde yer verilen özgürlük, eşitlik, adalet gibi kavramlarla ulusal bilinçlerin oluşmasında etkili olmuştur. 

Fen bilimleri, teknoloji, tıp alanında gerçekleştirilen buluşlar dönemin yaşantısını hızlı bir değişikliğe sokmuştur. Buharlı lokomotif, taş baskı, fotoğraf, kızamık aşısı gibi çığır açıcı buluşlar gerçekleştirilmiştir. Dönemin en önemli özelliği kompozit bir dönem olmasıdır. Sanatta klasisizm ve doğalcılık, romantizm tek bir hayat içinde görülebilir. 

Düşünsel alanda Rousseau etkisinin damgasını vurduğu dönemde vicdan öne çıkmış ve duygunun akla ağır bastığı bir birey tanımı yapılmıştır. Gelişen burjuva sınıfı bu anlayışın yarattığı güç ile iktidara ortak olma düşüncesini geliştirmiş. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik kavramlarının yüceltildiği Fransız Devrimi’nin de etkisiyle Avrupa’da o güne kadar rastlanmayan milliyetçilik hareketleri baş göstermiştir. 

Avrupa’nın gerek siyasal, gerekse kültürel alanda kendini yeniden tanımladığı bu dönemin bir özelliği de bir ara dönem olmasıdır. Bir yandan yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda yeni yeni keşifler yapılmakta, bir yandan Ortaçağ’dan gelen el hekimlikleri ve batıl inanışlar etkisini göstermektedir. Bu nedenle uygulama alanlarının hala iç içe olduğu, eskinin düzeni ile yeni olanın ayrışmaya yeni yeni başladığı bu dönemde hızlı bir gelişim başlamış. İnsanlık o güne kadar hiç bilmediği konularda hızla fikir ve bilgi sahibi olmuş, yeni karar mekanizmalarını işletmeye başlamıştır. 

Modernitenin başlangıcı sayılan bu dönemde bireyler daha önce tanımadıkları psikolojik değişimler içine girmişler, melankoli ve intihar olguları baş göstermeye başlamış. İnsan yeni anlam arayışlarına sürüklenmiştir. 

Dönemin sanatına egemen olan akımlar:

Aklın yerini duyguların almaya başladığı bu dönemde insanın psikolojik portresinin çizimini sağlayan duygusal yanı kimi zaman sayfalarca yazılan uzun monologlarla anlatılmaya çalışılmıştır. Faust’un monologları bu açıdan değerlendirildiğinde eserin Romantik Akım içindeki yerini sağlamlaştırır.  

Faust’un 1. bölümü, Goethe’nin Sturm und Drang döneminin yansıması olarak kabul edilir. Bir “lebensswerk” yani ömür boyu yazılan eser olan Faust, yazarla birlikte yaşamış ve yazarın elde ettiği deneyimler doğrultusunda gelişme göstermiştir. Prof. Dr. Nedret Kuran Burçoğlu, Faust’un birinci kısmındaki bu etkinin, yazarın olgunluk döneminde kaleme aldığı giriş kısmında görülmediğine dikkat çekerek şöyle bir saptamada bulunur: “Eserin birinci kısmında göze çarpan ve yazarın “Sturm und Drang” döneminin bir tezahürü olarak kabul edilen coşku ve heyecan bu bölümde yerini derin düşüncelere ve ince duygulara bırakmıştır”.

Yazarın özgeçmişi 

Johann Wolfgang Goethe, 28 Ağustos 1749 Kraliyet danışmanı Dr. Johann Caspar Goethe ile karısı Catharina Elisabeth’in oğlu olarak Frankfurt/Main’de dünyaya gelir. Anne ve babasının yetiştirilmesine ve eğitimine büyük özen göstermesi Goethe’nin kişiliğinin daha çocuk yaşlarda şekillenmesini sağlamış, hayatı çok çeşitli alanlarda mümkün olduğunca dolu dolu yaşama ilkesini edinmiştir. Babasının ciddi ve disiplinli davranışları ile akılcı düşünce sisteminin yanı sıra nesinden aldığı zengin hayal gücü, anlatma becerisi ve duygusallığı dengeleyerek yaşadığı dönemde etkin olan akıl ve duygu geçişlerinin bir sentezini içinde barındırmıştır.  

Bir dönem özelliği olarak eğitimin aile içinde başlayan Goethe’nin ilk öğretmeni babası olmuştur. Latince, yunanca, İtalyanca, Fransızca ve İbranice derslerini babasından alan Goethe, on yaşına geldiğinde Ezop, Homeros, vergilius ve Ovidius’u tanımış, Bin Bir gece Masalları ile doğu dünyası hakkında fikir sahibi olmuştur. Bu dönemde halk söylence ve efsanelerine büyük ilgi duyan Goethe, bir halk söylencesi olan ve 1775’ten başlayarak 1831 yılına kadar yazacağı Faust hikayesi ile de bu dönemde tanışmıştır. 

Babası tarafından düzenli olarak kiliseye götürülen ve sıkı bir din eğitimi alan Goethe, zaman içinde katı Hıristiyan düşüncelerine eleştirel yaklaşıp, daha esnek bir düşünceye geçiş yapsa da İncil’in üzerindeki etkisini hiçbir zaman reddetmemiştir. İncil’in Goethe üzerindeki etkisi Faust’ta da görülür. Mefistofeles’le karşılaşan Faust’un çalışma odasına tekrar dönüp insanlık durumu üzerine düşündü bölümde bir İncil düzenlemesi görülür. Faust, İncil’i açıp Yohanna’yı okumaya başlar. 

“Başlangıçta kelam vardı” 

sözlerini yetersiz bulan Faust’un bu ifadeyi 

“başlangıçta eylem vardı” 

olarak yeniden düzenlemesi Goethe’nin din düşüncesinde ulaştığı esnekliği gösterir niteliktedir. 

Goethe babasının yönlendirmesi ile Leipzig’de Hukuk okumaya başlar. Bu sırada edebiyat derslerine de katılan Goethe, resim dersleri de aldığı yaygın bir üniversite eğitimi görür. Aynı dönemde aşık olduğu Katchen Schönkopf, Rokoko tarzında yazdığı ilk Şiilerinin esin kaynağıdır. Yaşamı ve yazını arasında kurulan bu birliktelik Goethe’nin bütün sanatında etkili olacak, külliyatını “büyük bir itirafın parçaları” olarak nitelemesini sağlayacaktır. 

Leipzig’den sonra eğitimine Strassbourg’da devam eden Goethe, burada dostluk kurduğu Jung Stiling, Jacop Michael, Reinhold Lenz ve ilahiyatçı Franz Christian Lerse ruh ve düşünce dünyasında önemli rol oyarlar. Edebiyat dünyasının ünlü şair ve düşünürü olan Herder ile kurduğu dostluk, Goethe’nin Sturm und Drang etkisine girmesini sağlayan bir tanışıklık olarak dikkat çeker. Bu nedenle Strassbourg, goethe’nin Rokoko’dan etkisinden sıyrılır, Sturm und Drang etkisine girdiği bir coğrafya olur. Bu değişiklik Goethe’nin halk edebiyatına, Shakespeare’e yönelişine neden olacaktır.

Frankfurt’a dönmesini ardından Shakespeare’le yoğun olarak ilgilenir. 1771 yılının 14 Ekim günü arkadaşlarına hitaben yaptığı Shakespeare konuşması ile Shakespeare’in alman edebiyat dünyasında yeni bir bakış ile değerlendirilmesine neden olacak güçtedir. Goethe’nin, Johann Peter Eckermann ile yaptığı sohbetleri kapsayan Yaşamının Son Yıllarında Goethe ile Konuşmalar adlı yapıtta Goethe’nin Shakespeare ile ilgili saptamaları önemlidir: 

… Oyun yazarı olarak bizim açımızdan eksik olan şeylere Shakespeare şair olarak genellikle sahiptir. Shakespeare büyük bir psikologdur. Onun oyunlarında insanın her türlü ruh halini bulabilirsiniz. (…) Shakespeare bize gümüş tabaklarda altın elmalar sunar. Onun oyunlarını okuyarak gümüş tabakları edinmiş oluruz, ama onlara koyacak sadece patatesimiz var bizim, kötü olan da bu!

1722 yılında Wetzlar’da hukuk stajını yaparken arkadaşı kestner’in nişanlısı Charlotte’a aşık olması Goethe’yi bir duygu ve ahlak çatışmasının içine iter. Bu çatışmalar Wetzlar’da intihar eden bir gencin etkisiyle birleşerek Goethe’ye, Genç Werther’in Acıları’nı yazmanın yolunu açar.  Monolog bir mektup olarak tasarlanan bu eser Sturm und Drang etkileri olan tutku, doğa sevgisi, duygu zenginliği, çocuk sevgisi, panteist din anlayışı, toplum kurallarına karşı eleştirel yaklaşım gibi özellikleri taşımaktadır. Genç Werther’in Acıları, büyük bir etki yaratmış, kendilerini Werther’le özdeşleştiren bir çok genç erkeğin intihar etmesine neden olmuştur. Goethe ile Charlotte arasındaki ilişki başka yazarlar üzerinde de etkili olmuş, XX. Yüzyıl yazarlarından Thomas Mann’a 1939 yılında Lotte in Weinmar romanını yazdırmıştır. 

Goethe üzerinde derin izler bırakan bir diğer kadın olan Frau von Stein’dir. 1776 yılında Wiemar’da özel elçilik yaptığı sıralarda tanıştığı bu kalvenist eğitim görmüş, soğuk bir evlilik hayatı olan, melankoliye eğilimli bu kadın Goethe’den yedi yaş büyüktür. Ona karşı duyduğu sevgi ve saygıda olağanüstü şeyler arayan Goethe, bu birliktelikle ruh göçümü gibi  bir gücün olduğunu düşünmeye başlamıştır. Frau von Stein’in üzerinde bıraktığı etki ile gençlik heyecanlarından sıyrılarak aklın daha egemen olmaya başladığı, durulduğu bir döneme geçiş yapmıştır. Bu sırada ziyaret ettiği Sicilya’da doğa bilimleri ve botanik çalışmalarını ilerleten Goethe’nin, Weimar’da yazmaya başladığı İphigenie auf Tauris  ve Tarquatto Tasso ve Egmont eserleri yazarın Sturm und Drang’dan çıkıp Klasizme yöneldiğinin birer göstergesidir. Iphigenie tasarımı olan  von Stein etkisi görülürken, trajedinin “şifa bulma” süreci Goethe’nin bu ilişkide geçirdiği ruhsal değişim olarak değerlendirilmiştir.

İtalya’dan dönüşü sonrasında Goethe’nin sosyal çevresinde bir değişiklik gözlenir. Kendisini habersiz terk ettiği için Frau von Stein şaire karşı soğuktur. Prusya generali olan Herzog Karl August ise genelde Weimar dışındadır. Bu dönemde Jena üniversitesi profesörleriyle yakınlaşan Goethe’nin bu dönemde Schiller ile kurduğu dostluk Alman edebiyatının ilginç konularından biri olmuştur. Doğaları ve sanat anlayışları ile birbirine zıt olan bu iki ünlü şair arasında birbirlerinin yeteneklerini takdir etmek ve farklılıklarını anlamaktan doğan bir sevgi-nefret ilişkisi şekillenir. Yaratıcılığının kaynağını hayatta, yaşantılarında bulan Goethe, daha çok düşünce liriği olarak bilinen türde yazan ve yaratıcılığının kaynağında tarih ve Kant’ın felsefesine dayandıran Schiller’e göre fazla duygusaldır. Ancak bu zıtlık olgunluk dönemlerine yaklaşan bu iki şair için bir engel teşkil etmez. Schiller, ağırbaşlı davranışları ve nezaketiyle kendisinden on yaş büyük olan Goethe’nin dostluğunu kazanmayı başarır. 1794 yılında başlayan ve Schiller’in ölümüne kadar süren bu dostlukta Goethe, Schiller’in çıkardığı edebiyat dergisi Die Horen’de yazılar yazar. 

Goethe’nin yaşamında İtalya dönüşünün önemli olaylarından biri daha gerçekleşir. Şehrin önde gelen burjuva ailelerinden birinin kızı olan Christiane Vulpius ile birlikte olmaya başlayan Goethe geleneksel bir evlilik töreni yapmaz. Aralarındaki ilişkiyi “törensiz bir evlilik” olarak niteler. Evliliğin töreni 1806 yılında oğulları dünyaya geldikten sonra yapılır. Hayatına giren diğer kadınlar gibi Vulpius’u da ölümsüzleştiren Goethe, Römische Elegien (1788) adlı eserinde Romalı Faustina’yı Vulpius’un özellikleri doğrultusunda şekillendirmiştir. Vulpuis’in Goethe’nin hayatındaki izleri şairin Die Wahlverwandschaften adlı romanında da görülür. Romandaki Charlotte karakteri ile yeme-içmeye düşkün, neşeli, okuma yazmaya ilgisi olmayan Vulpius’un zıttı bir karakter çizerek idealindeki eş ile gerçek karısı arasındaki uyumsuzluğu ortaya koyar. Alman klasizmin roman türündeki örneği olarak kabul edilen roman  zaman ve mekana yenilmeden gücünü koruyan bir eser olarak edebiyat tarihindeki yerini alır. 

Schiller’in ölümüyle Goethe’nin hayatında önemli bir bölüm de kapanmış olur. Aynı döneme denk gelen Napolyon’un Almanya işgali Goethe’yi politik bir gerçekçilik içinde devinmeye iter. Goethe, Fransız işgaline rağmen Fransızlar’dan nefret etmez. Goethe coşkun savaş havasının yarattığı milliyetçiliğe katılıp bu doğrultuda eserler vermekten uzak durur. Oğlu August’u da savaşa göndermeyerek savaş karşısında pasifist bir tutum takınır. “Yaşamadığı bir duygunun şiirini yazmayacağını ve kültürüne çok şeyler borçlu olduğu bir ülkeden nefret edemeyeceğini” söyleyen Goethe’nin bu yaklaşımı Weimar’da kendisine karşı soğuk bir tutumun gelişmesine neden olmuş, şairin sosyal çevresi bir kez daha değişerek onu mineroloji, botanik, hayvanların evrimi, metamorfoz ve renk öğretisi üzerine çalışmalar yapmasına neden olmuştur. Özellikle Renk Öğretisi şairin eserlerinde sıklıkla kullandığı kimi başlıkların açıklanması anlamında önemlidir. Goethe’nin bu eseri üç ana bölümden meydana gelmiştir: 

1 – Öğretici bölüm (Der didaktische teil)

2-  Tartışma bölümü (Der polemische teil)

3- Tarihsel bölüm (Der historische teil)

İlk bakışta genel olarak renkler ve Goethe’nin renkler üzerinde görüşlerini içerdiği bu çalışma aralarında Faust’un da olduğu bir çok eserini yorumlanmasında önemli bir araç niteliğindedir. Dr. Nuran Özyer’in, Batı Edebiyatları Araştırma Dergisi’nin 1979 bahar sayısında yayınlanan makalesi tam da bu konu üzerinedir. Özyer, makalesinde Goethe’nin, Renkler Öğretisi adlı çalışmasında değindiği konuları beş başlık altında toplar. Bu başlıklar: Doğa, İnsan, Tanrı ve Din, Güneş ve Işık ve Dünya olarak sıralanır . Tüm bu başlıklar Faust’un çeşitli bölümlerinde ağırlıklı olarak öne çıkan, Faust’un tematik ağını oluşturan önemli başlıklardır. 

Schiller’in ölümü ve gerginleşen politik atmosfer, Goethe üzerinde bir bunalım yaratır. Yaşam karşısındaki gücünü yazınına da yansıtan Goethe için bu bunalımlı dönem uzun sürmez. 1814 yılında yaptığı bir Ren-Main gezisi ile Wiesbaden’de geçirdiği günler yeniden canlanmasını sağlar. Bu canlanmanın etkisi Goethe’nin özel yaşantısında da kendini gösterir. Frankfurt’un önemli bankerlerinden birinin karısı olan Marianne von Willemer’le girdiği duygusal ilişki sonucunda yine aşk şiirleri yazmaya başlar. Bu ilişki, Doğu Batı Divanı’nın yazılmasını da hızlandırır. Goethe’nin hayat karşısında kazanmış olduğu bilgeliği, Hıristiyanlık, İslam, doğa, insanlık konularında düşüncelerini yansıtan bu çalışmada Marianne von Willemer, İranlı şair Hafız Hatem’in sevgili Suleyka olarak Goethe külliyatında kendine ayrılan yere sahip olur. Ancak bu yeniden canlanış çok uzun sürmez. Karısının 1816 yılındaki ölümü ve saray tiyatrosunun yönetiminden uzaklaştırılması Goethe için bunalımlı zamanları beraberinde getiren olaylardır. 1818 tarihinde oğlu August’tan torunu olan Goethe son yıllarını yine çalışarak geçirmiş, aralarında Faust’un ikinci bölümünün de bulunduğu pek çok eseri külliyat olarak basılmıştır. 1823’te kalp zarının iltihaplanmasıyla başlayan hastalık süreci yaşamının son on yılında etkili olmuştur. 

Kendi yaşamının mimarı olan ve bu yaşamdan büyük olduğu kadar benzersiz bir külliyat çıkaran Goethe’nin önemli hayat arkadaşlarından biri yaşamının altmış yılında yazdığı Faust’tur.  Faust’un ikinci bölümünün tamamlanmasından bir yıl sonra büyük şair, doğa bilimcisi, düşünür, oyun yazarı ve diplomat dünya yolculuğunu tamamlar. 

Goethe’nin Yaşamına Kronolojik Bir Bakış: 

1749 28 Ağustos: Johann Wolfgang Goethe,  Kraliyet danışmanı Dr. Johann Caspar Goethe ile karısı Catharina Elisabeth’in oğlu olarak Frankfurt/Main’de dünyaya gelir.

1750 7 Aralık: Goethe’nin kız kardeşi Cornelia doğar. 

1755 1 Kasım: Lizbon depremi. Goethe’nin dini sarsıntısı. 

1759 Ocak ayından 1763 Şubat’ına kadar Frankfurt’un  Fransızlar’ca işgali. Prens Thoranc’ın Goethe’lerin evine yerleştirilmesi

1765 Ekim’inden 1768 Ağustos’una kadar Leipzing’de üniversitesi eğitimi alır. Bu yıllarda Katchen Schonkopf, Behrisch ve Oeser ile tanışır. Das Buch Annette ve Die Laune Verliebten

1768 Temmuz ayında ağır bir hastalık geçirir. Bu yılın 28 Ağustos’unda Leipzing’den ayrılıp Frankfurt’a geri döner. İyileşmesinin ardından Sussana Katharine von Klettenberg ile yakınlaşır. Die Mitschuldingen

1770 Nisan’ından 1771 yılının Ağustos ayına kadar Strassbourg’da üniversite öğrenimi görür. Bu yılın Ekim ayında ilk defa olmak üzere Sesenheim’a gider ve Friederike Brion’la tanışır. 

1771 Gedichte für Friederike Brion. 6 Ağustos’da hukuk doktorasını aldıktan sonra Frankfurt’a döner ve Frankfurt jüri mahkemesinde dava vekili olarak çalışmaya başlar. Zum Schakespears Tag. Geschichte von Berlichingen dramı.  

1772 Ocak-Şubat: Merk’le ve Dramstand ‘Duygululuk’ şairler grubuyla tanışır. Mayıs – Eylül: Wetzlar’da hukuk stajı yapar. Charlotte Buff ile tanışır. Von der Baunkunst. Wanderers Strumlied. 

1773 Jahrmarktsfest zu plunders veilern Satyros. Concorto dramatico: Götter, Helden un Wşeland. Erwin und Elmire. Brief des Pastors. 

1774 Temmuz- Ağustos: Lavater ve Basedow ile lahn- ve Ren seyahatine çıkar. Genç Werther’in Acıları’nı bu yıl yazar. 

1775 Urfaust, Prometheus ve Mohamet’i yazar

1775 Nisan ayında Lili Schönemann ile nişanlanır. Bu yılın Mayıs Haziran aylarında ilk İsviçre seyahatine çıkar. Sonbahar’da Schönemann’la nişanının bozulmasının ardından Frankfurt’tan ayrılarak Wiemar’a gider.  Burada Charlotte von Stein ile tanışır. 

1776 Weimar’da devlet hizmetinde çalışmaya başlar. Bu yılın kasım ayında Ilmenau’da madenciliğe hazırlanır ve Weimar amatör tiyatrosunun temsillerine katılmaya başlar. 

1777 8 Haziran’da kız kardeşi ölür. 

1778 Mayıs: Dük Karl august ile Berlin2 e seyahat.

1779 Goethe, savaş ve yol inşaatı komisyonunun yönetimini üstlenir. Eylül ayında baş denetlemeciliğe yükselir. Eylül ayından 1780 Ocak ayına kadar ikinci İsviçre ziyaretini gerçekleştirir. 

1780 Goethe, mineroloji ile ilgilenmeye başlar

1781 Bu yılın yaz aylarından itibaren Tiefurt’da Wiemar Saray sosyetesini yaşantısına katılır. Kasım ayından 1782 Ocak ayına kadar Weimar çizim enstitüsünde anatomi üzerine konferanslar verir. 

1782 Thüringen saraylarına diplomatik seyahatler yapar. 

1783 İlk buharlı geminin yüzdürüldüğü bu yıl Kassel’e ikinci seyahatini yapar. 

1784 24 Şubat’ta İlmenau’da yeni maden ocağını açar. Mart’ta insanın ara çene kemiğini keşfeder. 

1785 Botanik çalışmalarına başlar. Karlsbard’dadır.

1786 3 Eylül’de Karsbald’dan gizlice İtalya’ya geçer. Kısa sürelerle Vedenik ve Roma’ka kalır. İphigenie auf Tauris’i yazar. 

1787 Goethe’nin Napoli ve Sicilya’ya seyahat ettiği bu yıl Kant, Kritik der Praktischen Vernunf’u yayınlar. 

1788 Egmont’u tamamlar. Nausikaa için planlar yapmaya başladığı bu yıl ayrıca Faust ve Targuatto Tasso için çalışmalara başlar. Weimar’a döndükten sonra Ilmenau madeninin komisyonluğu dışındaki bütün görevlerinden uzaklaşır. Sonraki yıllarda Dükalığın bilim ve sanat kurumları yüksek yönetimini yürütmeye başlar. Bu yılın 7 Eylül’ünde Schiller’le tanışır. 

1789 Eylül-Ekim aylarında Aschersleben ve Harz’a seyahat eder. 25 Aralık’ta oğlunun doğmasıyla baba olur. Targuatto Tasso’yu bu yıl tamamlar. 

1790 Mart-Haziran aylarında Venedik’e seyahat eden Goethe, bu yılın Temmuz-Ağustos aylarında Renkler Kuramı çalışmalarını yapar. Faust fragmanı yayınlanır. 

Fransız devrim orduları Avusturya’yı Florus yakınlarında bozguna uğratır. Köln ve Bonn Fransızlar tarafından işgal edilir. 

1792 Ağustos – Ekim aylarında Goethe, Dük Karl August’un yanında yer alarak Fransa’ya karşı verilen mücadeleye katılır. 

1793 Mainz kuşatmasında gözlemcidir. 

1794 Jena’da doğa araştırmacıları toplantısının ardından Schiller ile bitkiler üzerine konuşmalar yaparlar. Bu konuşmalar Schiller ile Goethe arasına kurulacak dostluğun başlangıcını oluşturur. Goethe’nin doğa bilimleriyle uğraşmaya başladığı yıl olarak önemli bir tarihtir. 

1795 Schiller ile ortak yapıtı Xenien ilk bölümleri yazılmaya başlaır

1796 Xenien tamamlanır. Bu yıl E. Jenner kızamık aşısını bulurken A.Senefelder taş basmacılığı bulur. 

1797 İsviçre’ye üçüncü seyahatini yapar.  Bu yılın Ağıstos ayında Frankfurt’ta annesini son kez görür. Faust’a devam etmeye başlar. 

1799 Eylül ayında Weimar sanatseverlerinin ilk sergisi açılır. Schiller Jena’dan Weimar’a taşınır. Voltaire’in Mohamet’inin çevirisini yapar. 

1800 Faust’un ikinci bölümüne devam eder. Voltaire’in Tacred’ini çevirir. 

1801 Ocak ayında dev yılancılığı hastalığına yakalanır. 

1802 Sık sık Jena seyahetleri yaptığı bu yıl eski mezapotamya çivi yazısı G.F. Grotefend tarafından sökülür. Goya, Maya adlı tablosunu yapar. 

1803 Jena Üniversitesi doğa bilimleri enstitüleri denetleyiciliğine getirilir. 

1804 İlk buharlı lokomotifin yapıldığı bu yıl baş müşavirliğe yükselir. 

1805 Schiller’in ölümü

1806 Faust erster Teil’i tamamlar. 14 Ekim’de Jena yakınlarında başlayan savaş sırasında Weimar işgal edilir. 19 Ekim’de Christiane Vulpius ile resmen evlenir. Bu yılın 27 Ekim günü Napolyon Berlin’e girer. 1812’ye kadar sürecek olan Rus-Osmanlı savaşı başlar. 

1808 Annesi ölür. İlki 2, 6 ve 10 Ekim tarihlerinde Napolyon ile görüşür. 

1809 Napolyon, Bavyera’nın da desteğiyle Avusturya’yı yener. 

1810 Farbenlehre’yi tamamlar. 

1812 Beethoven ile tanışır. 

1813 Leipzing yakınlarında savaş vardır. 

1814 Heidelberg’de Boisser”e kardeşleri ziyaret eder. Buharlı matbaa bu yıl ortaya çıkar. 

1815 Weimar ve Jena’daki tüm bilim ve sanat kurumları baş denetçiliğine ve devlet bakanlığına getirilir. 

1816 6 Haziran: Karısı Christiane ölür. 

1817 Saray tiyatrosuyla ilişiği esilir. Oğlu August evlenir. 

1818 9 Nisan: Torunu Walther doğar. 

1819 20 ciltlik Goethe eserleri yayınlanır. 

1820 18 Eylül: Torunu Wolfgang doğar. 

1821 Ulrike von levetzow ile tanışır. 

1823 Kalp zarı iltihaplanması yaşar. Meksika Cumhuriyeti ilan eder. Yunanlılar Türklere karşı bağımsızlık savaşı başlatırlar. 

1825 Faust, Zweiter Teil’e yeniden devam eder. Puşkin, Boris Bodunof adlı eserini yazar. 

1826 Fransız fizikçi J. Niepce ilk fotoğrafı çeker. 

1827 6 Ocak: Charlotte von Stein ölür. 29 Ekim’de ise kız torunu Anna doğar. İngiltere, Fransa, Rusya, Yunanlıların Türklere karşı verdiği bağımsızlık savaşını destekleyen bir birlik kurar. Goethe, Eckermann’a “Dünya Edebiyatı” kavramını açıklar. 

Beethoven, Viyana’da ölür.

1828 14 Haziran: Büyük Dük Karl August ölür. 

1829 Ocak: Baunschweig, Faust ilk defa sahnelenir. 

1830 Goethe külliyatı 40 cilt halinde yayınlanır. İlk dikiş makinası tasarlanır. 

1831 22 Temmuz, Faust, Zweiter Teil tamamlar. 

1832 16 Mart: Goethe’nin son hastalığı baş gösterir. 22 Mart ölür. 

Yazarın Oyun Üzerine Açıklamaları

Johann Peter Eckermann tarafından yazılan ve Goethe’nin yaşamının son yıllarında ikilinin yaptığı sohbetlerin uzunca bir dökümü niteliğinde olan Goethe İle Konuşmalar’ında Goethe, Faust hakkında bazı açıklamalarda bulunur. 

Bu açıklamalardan ilk göze çarpan, Goethe’nin Faust’un zor bir eser olduğunu belirttiği bölümdür. Tam adı verilmeyen ve yapıtta Bay H. Olarak adlandırılan  bir İngiliz ile Goethe’nin sohbetlerinde geçen bu anektod  şöyledir: 

… Goethe, Bay H.’ye Alman edebiyatından neler okuduğunu sordu. “Egmont’u okudum”, diye cevap verdi, “üç kez okuyacak kadar beğendim kitabı. Aynı şekilde Torquato Tasso da büyük bir keyif verdi bana. Şimdi ise Faust’u okuyorum, ama onu biraz zor bulduğumu söylemeliyim.” Onun sözü üzerine güldü Goethe. “Elbette” dedi, “ben olsam size Faust’u okumanızı tavsiye etmezdim. Çok iyi bir yapıt, ama bütün sıradan duyuların çok ötesine uzanıyor. Bana sormadan onu okumaya başladığınıza göre, onunla hakkını nasıl vereceğinizi de siz kendiniz bulmalısınız. Faust örneği nadir bulunan bir birey, çok az sayıda insan onun iç dünyasını hissedebilir. Aynı şekilde ironi sayesinde ve zengin bir dünya görüşünün somut bir örneği olarak Mefistopheles karakterini kavranması da biraz zor. Ne kadar aydınlatacağınız konusu artık size kalmış. 

Aynı kitapta, Delacroix’nın Faust çizimleri hakkında düşüncelerini dile getiren Goethe, Faust ve Mefistofeles’in Gretchen’i zindandan kurtarmaya gittikleri bölümle ‘Auerbach Meyhanesi’ndeki coşkulu içki içme sahnesi üzerine açıklamalar yapar. 

pastedGraphic.png

Resim 1 – Faust ve Mefistofeles’in Şabat gecesi yolculuğu, Delacroix, 1828

Gretchen’in zindandan kurtarmaya giden Faust ve Mefistofeles’in at üzerinde hızla darağacının önünden geçtikleri anı anlatan Delacroix çizimi için Goethe şu yorumu yapar: 

Faust dört nala giden siyah bir ata binmiş, süvarisi gibi at da darağacının etrafındaki hayaletlerden ürkmüş görünüyordu. O kadar hızlı gidiyorlardı ki, Faust dengesini korumakta güçlük çekiyor; karşı taraftan güçlü bir şekilde esen rüzgar şapkasını uçurmuş, bağcıklarıyla boynunda asılı kalan şapka onun arkasından uçuyor. O, korku ve endişe içindeki yüzünü Mephistopheles’e dönmüş, onun sözlerini dinliyor. Mephistopheles ise yüce bir varlık gibi sakin ve engel tanımaz bir ifadeyle oturuyor. Onun bindiği at canlı değil, zaten o canlıları sevmez. Ayrıca bu da onun için gerekli değil, çünkü istediği hıza onu ulaştıracak olan şey kendi iradesi. Ata binmiş halde tasavvur edilmesi gerektiği için at var; bunun için de önüne çıkan ilk otlaktan çaldığı, derisi kemiğine yapışmış bir at bile yeterli onun için. Onun atı açık renkli ve gecenin karanlığında fosforluymuş gibi parlıyor. Ne dizgini, ne de eğeri var. Bunlar olmasa da olur. Doğaüstü süvarinin atın üzerinde rahat ve kayıtsız bir ifadesi var. Konuşma sırasında yüzü Faust’a dönük. Yarıp geçtiği hava onu hiç etkilemiyor bile. Sanki atı gibi kendisi de hiçbir şey hissetmiyor. İkisinin de kılı kıpırdamıyor. Bu sahneyi ben bile bu kadar mükemmel düşünmemiştim!

pastedGraphic_1.png

Resim 2 – Auerbach Meyhanesi, Delacroix, 1828

Goethe, Auerbach Meyhanesi’ndeki coşkulu içki içme sahnesini ise “bütün hikayeyi özetleyecek biçimde dökülen şarabın alev aldığı ve içki içenlerin vahşiliğinin farklı bir biçimde anlatıldığı önemli bir an” olarak tanımlar. Mefistofeles’den başka herkesin heyecanlı ve hareketli anlatılmasının doğruluğuna dikkat çeken Goethe, Delacroix için “Faust’ta gerçek gıdayı bulan büyük yetenek” deyip devam eder: “Fransızlar onun bu vahşi yorumlarını eleştirdiler. Ama buradaki anlatım tarzı tümüyle doğrudur”.  

Faust ve Gretchen arasındaki aşk ve bu aşkın tasarımını anlattığı bölüm ise Goethe’nin dünyayı nasıl hissettiği konusuna da ışık tutar niteliktedir: 

Aşk, nefret, ümit, çaresizlik konularını, insan ruhunun farklı hallerini ve çektiği acıları şair, doğduğu günden beri bilir ve bunları anlatmayı başarabilir. Ama mahkemede birinin nasıl yargılandığını  ya da parlamentoda veya kralın taç giyme töreninde neler yaşandığını bilemez. Böyle konularda gerçeği saptırmamak için şairin ya bizzat yaşayarak ya da birinden dinleyerek bunları öğrenmesi gerekir. Aynen böyle, ben de Faust’da hem Gretchen’in aşkla ilgili duygularını, hem de kahramanın hayattan bıkmış karamsar ruh halini tasarlayarak yazabildim. Ama aşağıdaki örnekte olduğu gibi: 

Nasıl da yükseliyor ayın 

Yarım yuvarlağı nemli ateş ile

Diyebilmek için bazı doğa olaylarını gözlemem gerekmişti. (…) Ben dünyayı içimde hissetmeseydim, bakan gözlerimle kör kalır, tüm araştırmalarım ve deneyimlerim tümüyle cansız, boşuna çabalar olmaktan öteye gidemezdi. Işık burada, tüm renkler etrafımızı sarmış; ama kendi gözlerimizdeki ışık ve renk olmasaydı, dışımızdaki bu gibi şeyleri algılayamazdık”.

pastedGraphic_2.png

Resim 3 – Gretchen’in odası (Faust’la aşkının başladığı dönem)