“Akvaryumda Yaşamaktansa Denizde Ölüm, Doğumdur…”

Pınar Çekirge
2820 Görüntülenme

Pınar Çekirge, 1 Mayıs 1988’de aramızdan ayrılan Altan Erbulak’ı yazdı…

O pazar akşamını, hatırlıyorum. Tarih; 1 Mayıs 1988.

Haber bültenini izlerken birden Füsun Erbulak belirdi ekranda… Ağlıyordu. Yüzü gözyaşları içindeydi. Sesi titriyordu.

Altan Erbulak aramızdan ayrılmıştı.

Dondum… Zaman durmuştu.

“Dünyanın kuruluşundan bu yana oyuncu, bizlere bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Dinleyin, kulak verin ona.

Hoş dinlemeseniz, kulak vermeseniz de o size ulaşmanın yollarını bulacaktır.

Sahnede gerçek bir oyuncuyu izlerken, ondan gelen sıcaklığı, sizden ona giden sıcaklıkla karıştırıp, beyninizin kıvrımlarına yerleştirirsiniz ya, işte o zaman oyun, oyuncu, seyirci üçgeni tamamlanmış olur.

Tiyatroyu sevin.

Tiyatro bir ‘gibi’ yapmak sanatıdır.

Gerçek oyuncu aslına en uygun biçimde ‘gibi’ yapar.

Tiyatroyu sevin, çünkü ‘gibi’ olan sizsiniz. ” 

Altan Erbulak‘ı Midas’ın Kulaklarında izlemiştim. Öncesinde Oliver ‘da. En son Dünyalarda. Ve daha pek çok oyunda.

Marko Paşa, Akbaba Dergileri’nde, Milliyet Gazetesi’nde karikatürler çizdi Altan Erbulak.

Bakırköy Halkevi, Dormen Tiyatrosu, Medrano Sirki, Çevre Tiyatrosu, Şan Tiyatrosu, Erol Günaydın ve Altan Erbulak Tiyatrosu, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu 

Alkışlar, başarılar, turnelerle geçen bütün o yıllar…

Tiyatro, sinema oyuncusu, karikatürist, yazar, sunucu, showman… Kısaca, Altan Erbulak.

Hürmüz’le Cafer çizimlerine hayrandım. Özellikle Hürmüz‘e.

Yedi Bela Rasim, Berber Başı, Canavar Cafer, Damaksız Hamdi, Camille Chandebise başta pek çok karaktere beden ve ruh oldu.

Füsun Erbulak, Sevinç Erbulak, Ayşe Erbulak, Haldun Dormen, Füsun Önal, Hadi Çaman, Nevra Serezli, Metin Serezli, Ali Poyrazoğlu’ndan dinlemiştim Altan Erbulak‘ı.

Çevre Tiyatrosu‘na ilk gidişimiz… Sanki İstanbul dışına çıkmıştık. Hatırlıyorum, babam bir süre park yeri aramıştı.

Bizden olanı, bizim meselelerimizi en sahici haliyle sahneye taşıyan Çevre Tiyatrosu. O dev kadro: Hikmet Karagöz, Tulu Çizgen, Ercan Yazgan, Mete İnselel, Nevra Serezli, Metin Serezli, Füsun Erbulak, Altan Erbulak.

Altan Erbulak‘ın her defasında izleyicisiyle kurduğu organik bağ… Hayal ve gerçek, hayat ve düşün birbirine karıştığı, zamanın yağmasına direnen bütün o oyunlar: Kamp 17, Zafer Madalyası, Ayı Masalı, Oyuncakçı Dükkanı, Aşk Otu, Bulvar, Cengiz Han’ın Bisikleti, Müfettiş, Sevgilime Göz Kulak Ol, Bit Yeniği, İkinci Baskı, Utanmıyorum Üşüyorum, Şahane Dul, Sokak Kızı Şema, Dün Gece Yolda Giderken Çok Komik Bir Şey Oldu, Elemterefiş, Almanya’dan Bir Yar Gelir Bizlere, Midas’ın Kulakları, Necati Bey’i Görmek İstiyorum, Bugün Git Yarın Gel, Teyzesi, Eski Çamlar Bardak Oldu, Oliver, Işıklar Neden Karardı, Deli Deli Tepeli Kulakları Küpeli, Fehim Paşa Konağı, Nalınlar, Olur Böyle Vakalar, Her Evde Hır Var, Uyy Balon Dünya, Karanlıkta Komedi, Bit Yeniği Mi, Yedi Kocalı Hürmüz, Sezen Aksu Aile Gazinosu, Yanımdaki Yatak, Seçimler, Dünyalar

Misli, menendi olmayan sahne illüzyonu, sempatisiyle hangi karakteri yaşar kılarsa kılsın ona boyut katan, tadına doyulmaz resitaller sergileyen bir aktördü Altan Erbulak. Sıradışı, gerçek bir virtüözdü aynı zamanda. Soluk almadan kendisini izlettirecek, yüreği yüreğimizle çarpan bir usta… Yaşam tanıklığı, varsıl birikimiyle tek bir repliğe artı değer katan, nice hayatlar sığdıran Altan Erbulak.

“Oyuncu oyuncudur. Hiç oyuncu olmayanlar vardır. Kumaşında birkaç ilmik oyunculuk dokunmuş olanlar vardır. İşte onlar, bildiğimiz oyunculardır.

“Bir de vücudunun her santimetre karesi tiyatro tanrısının gözetiminde, tiyatro yapsın, insanlara seslensin diye yaratılmış olanlar vardır. İşte onlar gerçek oyuncudur.”

“Onlar için Shakespeare, Feydau, Gogol, Taner yoktur. Onlar için sadece oynayacakları oyun, kişiliğine bürünecekleri rol vardır. İnsanı oynayacaklardır. Bizlere seslenecekler, dünyanın neresinde olursa olsun seyircilere yazarın yazdıklarını sahneden doğru olarak aktaracaklardır…”

Gece durgun ve sessiz. Gri lacivert bir ışık süzülüyor salona. Pencere camlarında kurumuş yağmur damlacıkları.

1 Mayıs 1988 den bugüne otuz üç yıl geçmiş. Dile kolay, tam otuz üç yıl. Bir aktör nasıl eskimez belleklerde, nasıl unutulmaz… İşte, örneği. Büyük harflerle ALTAN ERBULAK. İçimizdeki ‘ben’i öteki ‘ben’ lerle buluşturdu çünkü. Bize bizi anlattı. Sesimiz, sözcümüz, tanık ve suç ortağımız oldu.

Akşam karanlığı iniyordu usulca. Yine birbirinin aynı, bir birini tekrarlayan günler.

Altan Erbulak’ın Cem Karaca için imzaladığı kart (1964) Foto: Kültür Servisi

“Denizde bir balıkçının oltasındadır yaşam” diye mırıldandı Altan Erbulak.

“Küçücük bir demirin soğuk keskinliğinde. Çırpınmak kurtulmak mıdır denizden? Her mavi başka mavidir ister istemez. Ve okyanusları denizlerden bu maviler ayırır. Ayırır yaşanmamış zamanları maviler. Ve balıkçının oltasında insafsız bir demirin soğuk keskinliğindedir yaşam. Oysa akvaryumda yaşamaktansa denizde ölüm, doğumdur..”

Haklıydı!

PINAR ÇEKİRGE

 

0

Benzer Yazılar

Bu web sitesi size daha iyi bir performans sunmak için cookie kullanmaktadır. kabul edin Devamını Oku